Anasayfa
MEDYA
HABER ARŞİVLERİ
1999
MEDYA
HABER ARŞİVLERİ
1999
| 1999 BASIN BÜLTENLERİ |
|
|
|
|
30 Aralık 1999
YENİ BİNYILIN EŞİĞİNDE
Türkiye, bir yandan Helsinki zirvesinde Avrupa Birliği’ne aday ülke ilan edilmesinin öte yandan da tüm dünyada olduğu gibi, yeni binyılın heyecanını aynı anda yaşıyor. Yeni çağda, sürekli değişim ve gelişim içinde olan dünyaya ayak uydurmak, değerlerimizi sergileyebilmek ve uygar dünyanın bir parçası olduğumuzu göstermek için çok çaba sarfetmek zorundayız.
Uluslararası alanda ahlaki değerlerin son derece önemli olacağı bu çağda, atılımlarımızı ve çabalarımızı, şimdiye kadar olduğu gibi, sonuçlarını kendi ömür süremiz içinde görmek için değil, bizden sonraki kuşakların yaşam koşullarını belirlemek ve standartlarını yükseltmek amacıyla gerçekleştirmeliyiz. Bu nedenle, 21.Yüzyıl dünyasının en önemli iki unsurunu, gelişen teknolojiyi yakalamayı ve bilgi toplumu olmayı amaç haline getirmeliyiz.
20.yüzyılın sonlarına doğru yaşanan gelişmeler, 21.yüzyılda sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçileceğinin önemli bir göstergesi olmuştur. Sanayi toplumuna geçişi gerçekleştirebilen ülkelerin ulaştığı refah düzeyinin artması, bu ülkelerin 21.yüzyılda bilgi toplumuna geçişiyle mümkün olacaktır. Ulusal gelirin yüksek, paylaşımın daha dengeli olacağı ve insanların kendilerine daha çok vakit ayırabileceği yeni çağda, gelişmiş ülkelerle, gelişmekte olan ülkeler arasındaki büyük farklılığın bir oranda azalacağı, ekonomik anlamda yeni teknolojik malzemeler ve farklı seri üretim biçimlerinin devreye gireceği, gıda ve sağlıkta yepyeni ürünlerin ortaya çıkacağı, sosyal anlamda hukuk ve bireysel hakların ön planda tutulacağı bir sürecin de başlangıcıdır. Farklı kesimlerden gelen ve ortak değerlerde buluşan insanların biraraya gelmesiyle oluşan bilgiye dayalı sivil toplum örgütleri de bu süreci yönlendirmede en etkili kurumlar olacaktır.
Yeni binyılda Türkiye, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi alandaki değişimi gerçekleştirerek, dünya ile entegrasyon sürecinde, kendi kültürel değerlerinden bazılarını ihraç edebilmeli ve dünya ülkeleri arasında, yaşanabilir ve yatırım yapılabilir bir ülke konumuna gelmelidir. AB’ne tam üyelik süreci, bu entegrasyon ve dünya ülkeleri ile yakınlaşmak açısından son derece önemli bir fırsattır. Ancak bu fırsatlar, Türkiye’nin, yeni milleniumun gerekliliği olan, bilgi toplumu haline gelmesi için yeterli değildir. Bilgi toplumu olmayı amaçlıyorsak, bunun için gerekli olan alt yapıyı, çok ciddi bir plan, program ve stratejiyi oluşturmak ve en önemlisi de bunları bir an önce uygulamaya koymak gerekmektedir. Bunun için de çok güçlü bir siyasi iradeye ve varolan gücünü arttırarak ülke genelinde yayılan sivil toplum örgütlerine ihtiyaç vardır.
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
15 Aralık 1999
TÜRKİYE’NİN 21.YÜZYIL VİZYONUNDA İLK ADIM: AB’YE TAM ÜYELİK
Avrupa Birliği Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığını, diğer 12 ülke ile aynı şartlarda değerlendirmek üzere oybirliğiyle onaylamıştır. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye adayı olarak kabul edilmesi 21.yüzyılda Türkiye’nin ana hedeflerinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Avrupa Birliği’ne tam üyelik diğer bölgesel ve stratejik birliktelikler ile bütünleştirildiğinde, Türkiye’nin ana hedefi tamamlanmaktadır.
Saygılarımızla,
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
23 Kasım 1999
SİYASİ İTİBAR EROZYONU
Türkiye’deki siyasi statükonun bölünmez ve parçalanmaz bir bütün olduğunun en somut örneği hafta sonu gerçekleştirilen DYP ve Kızılay kongrelerinde bir kez daha görüldü. Aynı isimler, dönüşümlü olarak, siyasi statükonun elinde olan dernek, parti, belediye gibi kamu kurumlarındaki yerlerini garantiye alabilmek adına, taşlı sopalı zamanzaman yumruklaşmaya kadar varan saldırgan bir tutum sergilediler. Türk siyasi hayatının en köklü partilerinden biri olan DYP bukongresinde de, yenidünya düzeninin gereklerini yerine getirememiş, zihniyet ve yaklaşımını değiştirememiş ve yeni vizyona sahip lider yokluğu nedeniyle, aynı isimlere mahkum kalındığını göstermiştir.
Türkiye geçen hafta, Cumhuriyet tarihinin en önemli ve bölgesinde bu büyüklükteki ilk toplantı olan AGİT Zirvesine mükemmel bir organizasyonla ev sahipliği yaptı. Siyasette uzlaşmacı anlayışın sergilendiği ve 54 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı zirvede, dünya konjonktürü açısından son derece önemli olan metinlere imzalar atıldı. Bu toplantı, ülkemizin gerek bulunduğu coğrafi konum gerekse mevcut kaynakları açısından bölgesi ve dünya üzerindeki ağırlığının dünya ülkeleri tarafından tescil edildiğinin göstergesi oldu.
21.yüzyıla girerken bölgesinde lider dünyada merkez ülke konumunda olma yolunda ilerleyen Türkiye, klasik siyaset etme anlayışını ve hafta sonu yaşanan kongrelerdeki görüntüleri değiştirmek zorundadır. Siyasi statükonun yerine, uzlaşmacı, bilgiye dayalı, kendine güvenen, kararlı ve 21.yüzyıl vizyonuna sahip yeni bir siyasi anlayış benimsenmelidir. Siyasi erki, bu temellere dayanan yeni bir siyasi anlayışın biçimlendirmesi Türkiye’nin mecburiyetidir.
Saygılarımızla,
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
17 Kasım 1999
ARI HAREKETİ ABD BAŞKANI BİLL CLİNTON İLE GÖRÜŞÜYOR
ARI Hareketi, bilgiye dayalı ve dünya siyaseti yapmak olarak nitelendirdiği Yeni siyasi Anlayış çerçevesinde yürüttüğü uluslararası ilişkilerine son derece önemli bir halka ekliyor. ARI Hareketi Genel Koordinatörü Kemal Köprülü, 18-19 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenecek olan AGİT Zirvesi’ne katılmak üzere Türkiye’ye gelen ABD Başkanı Bill Clinton ile görüşüyor.
Görüşme Perşembe günü ABD Başkanı Bill Clinton’ın Sivil Toplum Örgütleri ile yapacağı ve 6-7 kurumun katılacağı yuvarlak masa toplantısında gerçekleşecek. ABD Başkanı’nın ziyaret programı içinde, sivil toplum örgütleri ile görüşmenin bulunması ve Başkan’ın konuşmalarında çeşitli vesileler ile sivil toplum örgütlerinin önemini vurgulaması, 21.yüzyıla girerken, örgütlü sivil toplumun gerekliliğini teyit etti. Bu bağlamda, ARI Hareketi, siyasi bir sivil toplum hareketi olarak, yapılacak olan toplantıda sivil toplumun Türkiye’deki gelişimi ve demokratikleşme sürecine olan katkıları yönündeki görüşlerini sunacak.
Günümüz dünyasında, giderek birbirini etkileyen ve bağımlı hale gelen uluslararası ilişkiler içerisinde dünya politikaları üretilmesi gerektiğini savunan ARI Hareketi bu doğrultuda, ulusal ve uluslararası boyutta dünya politikaları üreten çok sayıda enstitü, think-tank, vakıf, dernek gibi kurumların yanısıra, bilim adamları, fikir önderleri ve siyasilerle kurduğu diyalogları sürdürmekte. Böylece ARI Hareketi, dünyada yaşanan siyasi ve ekonomik küreselleşme boyutuna, Türkiye’nin sivil toplum örgütleri ile de katılımının gerekliliğine inanmakta ve bu anlamda örnek teşkil etmekte.
Saygılarımızla,
Emine ÇAĞAN
Genel Sekreter
27 Ekim 1999
TÜRKİYE’DE İLK KEZ, TÜRK BOĞAZLARI ÜZERİNDEKİ TEHLİKELERİN ORTAYA KONDUĞU BİR CD-ROM HAZIRLANDI
ARI Hareketi, Türkiye’nin mevcut coğrafyası üzerinde sahip olduğu bölgesel avantajların kullanılabilmesine yönelik çalışmalarini sürdürüyor. ARI Hareketi olarak stratejik öneme sahip olduğunu düşündüğümüz Enerji, İkinci İpek Ticaret Yolu, GAP ve Bölgesel Güvenlik konularında daha önce hazırladığımız rapor, konferans, çalışma ve toplantıların devamı olarak, Avrasya coğrafyasındakı çıkar çekişmelerinin Türk boğazları üzerinde oluşturduğu tehlikeleri ortaya koyan bir CD-ROM hazırlandı.
Türkiye’de bu konuda ilk kez yapılan CD-ROM’un, yurtiçi ve yurtdışında karar alıcı ve etkileyici noktadaki kişi ve kurumlara ulaştırılarak, Boğazlar üzerinde oluşacak aşırı deniz ticareti ve taşımacılığın, dünya kenti ve kültürlerin beşiği İstanbul üzerinde oluşturduğu tehditlerin daha kalıcı şekilde ortaya konması amaçlanmıştır.
Hazırlanan CD-ROM’da Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan, aynı zamanda Karadeniz ile Akdeniz arasında geçiş noktası niteliğinde bir şehir olan İstanbul’un ve Boğazlar’ın 15 milyon kişinin yaşadığı bir bölge olduğu vurgulanarak, İstanbul Boğazı’ndan taşınmakta olan petrolün, yüzyıllardır önemli bir ticaret merkezi olan bölgede yaşayanlara ve çevreye olan olumsuz etkilerine işaret edilmektedir. Bugüne kadar yaratılan kirlenmenin, bir zamanlar 160 olan balık türü sayısını 26’ya düşürdüğü, ekolojik dengeyi ve suyun kirliliğini olumsuz yönde etkilediği belirtilmektedir.
Ayrıca, Karadeniz’e dökülen nehirlerin taşıdığı sınai atıklardan da etkilenmekte olan Boğazların kirliliğinde, yılda 4300 kadarını petrol yüklü tankerlerin oluşturduğu 50 binden fazla irili ufaklı geminin geçişi de önemli bir rol oynamaktadır.
Boğazlar’da oluşan kirliliğin yanısıra bir diğer tehlike de, meydana gelen kazalardır. 1936 yılında imzalanan Montrö Anlaşmasının ikinci maddesine göre, Boğazlar’dan geçen gemilerin kılavuz kaptan kullanma zorunluluğu yoktur. Ancak İstanbul Boğazı, 31.km uzunluğu, en dar yerinde 700 metre genişliği, 35 ila 110 metre arasında değişen derinliği, 4 ana akıntısı ve 12 keskin virajı ile, gemiler için zorlu bir rotadır. Son on yılda Boğazlar’daki kazaların %85’i kılavuz kaptan kullanmayan gemilerden dolayı meydana gelmiştir.
Böylesine tehlikelerle dolu olan Boğazlar’da meydana gelebilecek kirlilik ve kazalar, tarihi ve kültürel zenginliklerle dolu olan şehirlerimizi, başta İstanbul olmak üzere tehdit etmektedir. CD-ROM’da 1979 yılından itibaren meydana gelen ve insan hayatına malolan, maddi-manevi zarara sebebiyet veren deniz kazalarından örnekler sunulmaktadır.
ARI Hareketi’nin hazırladığı bu CD-ROM’da Ortaasya’daki petrol kaynaklarının Boğazlar yoluyla dünya piyasalarına ulaştırılması halinde 15 milyon kişinin yaşadığı bir dünya şehri olan İstanbul’un ne denli büyük bir tehdit ile karşı karşıya olduğunun altı çizilmektedir.
CD-ROM’un hazırlanmasındaki amaç, dünya kamuoyunu, ilgili hükümetleri, kuruluşları ve şirketleri Boğazlar’ı petrol taşımacılığında bir alternatif olarak görmemeleri gerektiği konusunda bilgilendirmektir.
CD-ROM’DA YER ALAN BÖLÜMLER
CD-ROM’da ayrıca, İstanbul, Çanakkale, Boğazlar ve Kazalar başlıkları ile bölümler açıldı. Bu bölümlerde yer alan bilgiler aşağıdaki gibidir :
İSTANBUL :
Istanbul ile ilgili kısa bir tarihçe ile tarihi ve kültürel bilgilerin yanısıra, İstanbul Rehberi, Oteller, Müzeler, Saraylar, Kilise ve Sinagoglarla ilgili açıklamalar bulunmaktadır
ÇANAKKALE :
Çanakkale’nin kısa tarihçesi, doğal yapısı, ekonomisi ve Çanakkale Boğazı ile ilgili bilgilere yer verilmektedir.
BOĞAZLAR :
· Montrö Anlaşması’nın Tam Metni
· Türk Boğazlarındaki Seyir Kuralları
· Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü
· 1972 Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü
· Boğazlar’dan Geçen Gemi Trafiğinin Çevreye Olumsuz Etkileri
· Petrolün Tehlikeleri
· Boğazlar’dan Geçen Tehlikeli Yük Gemileri
· Boğazlar’daki Akıntılar
· İstanbul Boğazı’ndaki Tehlikeli Bölgeler
· Ekoloji
· 1998 Yılında Boğazlar’dan Geçiş Yapan Gemiler
ile ilgili bilgiler Boğazlar başlığı altındaki bölümde yer almaktadır.
KAZALAR
Bu bölümde, Türk Boğazlarında meydana gelen 36 kaza ile ilgili bilgiler bulunmaktadır.
31 Ağustos 1999
HÜKÜMET SUÇLULARIN AF BEKLENTİSİNİ DEĞİL, SORUMLU BİREYLERİN HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ BEKLENTİSİNİ KARŞILASIN.
Son 10 yıldır toplumsal değer yargıları eriyen ve moral değerleri zayıflayan Türkiye’de toplumun en önemli beklentisi, hukukun üstünlüğünün sağlanmasıdır. Hukukun herkes için geçerli olmasıdır. Yargı sisteminin etkin çalışması ve tam bağımsızlığıdır. Bu konuda son yıllarda özellikle Susurluk olayı ile hızlanan süreçte, kamuoyunun hukukun adaletli çalıştığı konusunda ciddi kaygıları bulunmaktadır. Toplumun beklentisi, siyasi yapı ile de bütünleştiğinden endişe duyduğu çetelerin yargı önüne çıkarılmasını sağlayacak bir hukuk sistemidir. Sadece iki ekmek çaldığı için yıllarca hapis yatan çocuk yaşta suçlulara gücü yeten bir hukuk sistemi topluma güven vermemektedir. Bu yapı örgütlü suçları daha da arttırmaktadır.
Tam böyle bir dönemde Hükümet ortaklarının hiçbirinin içine sindiremediklerini açıkladıkları ve her bir ortağın ayrı taleplerini ve ince pazarlık hesaplarını içeren af yasa tasarısını toplum ve kamuoyunun kabullenmesi mümkün değildir. Af demokrasilerdeki eşitlik ilkesini de zedelemektedir. Vergi affı vergisini ödeyeni, imar affı konutunu izinli yapanı, diğer suçların affı ise hukukun saygılı ve sorumlu bireylerini suç işleyenler karşısında adeta hukuk dışı hareket etmeye teşvik etmektedir.
ARI Hareketi, Hükümeti 60.000 suçlunun af beklentisini değil, 65.000.000 sorumlu bireyin hukukun üstünlüğü beklentisini karşılamaya çağırmaktadır. Bu noktada toplumun bireyleri de duyarlılığını canlı tutmalı ve konunun sürekli takipçisi olmalıdır.
Saygılarımızla,
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
24 Mart 1999
TÜRK SİYASETİ = TURRITOPSIS NUTRICOLA
İtalyan bilim adamları ölümsüz bir denizanası keşfettiler. Bilimsel adı “turritopsis nutricola” olan ve ömrünün sonuna gelen ya da yaşamını sürdürebilecek koşulları bulamayan bu denizanaları, beklendiği gibi ölmüyor, denizanasına dönüşmeden önceki halleri olan bir “polip”e dönüşüyor ve buradan tekrar bir denizanası olarak doğuyor.
“Turritopsis Nutricola”nın bu yaşam öyküsü Türkiye’deki siyasetçilerin siyasi hayat süreci ile büyük benzerlik taşıyor. Türkiye siyasetinde son kırk yıldır aynı liderler, bütün başarısızlıklarına rağmen beklenildiği gibi siyasi hayattan çekilmiyor, tam tersine yeni bir yaşam alanı bularak toplumun ümidi olarak yeniden doğuyorlar. Siyasileri yeniden hayata dönüştüren iksir ise devletin kaynaklarını vatandaşa vaadetmek ve bu kaynakları adeta bir ulufe gibi dağıtmak politikası oluyor.
Ayrıca parlamenter sistem içinde liderler oligarşisinin yaşandığı siyasi partilerde seçim öncesi yeniden aday gösterilmeyen milletvekilleri seçimleri erteleterek bir süre daha siyasi yaşamlarını sürdürebilmek için akla gelmeyecek yöntemleri ve işbirliklerini deniyorlar. Yeniden aday gösterilenler için öncelikli kriter ise parti liderine koşulsuz sadakat oluyor.
Bu siyasi anlayış ile siyasilerin “TURRITOPSIS NUTRICOLA”lar gibi hayatlarını sonsuz kılmaları mümkün değildir. Çözüm yeni bir siyasi anlayışta, siyasette yeniden yapılanmada ve yeni siyasi kadrolardadır.
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
28 Nisan 1999
TBMM, ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANI’nın ANLAMLI MESAJINI, ÇOK İYİ ALGILAMALI VE BU MESAJI TÜRKİYE’nin İNSAN HAKLARI VE DEMOKRATİKLEŞME SORUNLARINI ÇÖZMEK AÇISINDAN TARİHİ BİR FIRSAT HALİNE DÖNÜŞTÜRMELİDİR.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Sezer, düşünce özgürlüğüyle bağdaşmayan yasaların değiştirilmesi gereğini ve özgürlüklerin bulunmadığı yerde, demokrasinin olamayacağı gerçeğini gündeme getirerek, 21.yüzyılda Türkiye’nin önünü açacak çağdaş, hukuksal reformların gerçekleştirilmesine yönelik tarihi adımı atmıştır. Demokratik ülkelerde salt düşünce açıklamalarının cezalandırılamayacağını, bu bağlamda maddi eyleme dönüşmeyen düşünce açıklamasının cezalandırıldığı durumlarda demokrasiden söz edilemeyeceğini belirten Anayasa Mahkemesi Başkanı, TBMM’nin insan hakları alanında evrensel normlara uyum için anayasa ve yasalarda gerekli değişiklikleri yapmak ve bu yasaları özgürlüğü engelleyen ögelerden arındırmak zorunda olduğunu vurgulamıştır.
İnsan haklarının geliştirilmesi ve güvenceye kavuşturulmasına yönelik anlaşmaların birçoğunu, bazı çekinceler koymakla birlikte kabul eden Türkiye’nin, demokratikleşme ve insan hakları ihlalleri ile ilgili imajının, uluslararası alanda saygın konumda olduğunu söylemek olası değildir. İnsan hakları ve demokratikleşmede kısıtlamalara gidilmesi mevcut sorunların çözümüne yardımcı olmadığı gibi, sağlıklı çözümlerin bulunamamasına da neden olmaktadır. Ekonomik ve sosyal gelişmenin gerçekleştirilebilmesi için, toplumun tüm kesimlerinin yaratıcılığından yararlanma gereği düşünüldüğünde, insan haklarına saygılı ve demokratik bir toplumun oluşturulmasının zorunluluğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Çağdaş toplumlar arasında yer alma mücadelesi veren Türkiye’nin de toplumun tüm kesimlerinin yaratıcılığından yararlanmasını sağlayacak, insan haklarına saygılı ve daha demokratik bir yapıya kavuşması gerekmektedir. Evrensel kavramlar olan insan hakları ve demokratikleşmeyi ertelemenin toplum dinamiklerini yaşama geçirememek anlamına geldiği düşünüldüğünde, bu ertelemenin sağlıklı bir toplumun gelişmesini engelleyeceği açıktır. Bu nedenle, demokratikleşme ve insan hakları konusu Türkiye gündeminin en önemli maddelerinden biri olmalıdır.
Türkiye, hala Birleşmiş Milletler “İnsanın Siyasal ve Medeni Hakları Anlaşması”nı ve “İnsanın Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Hakları Anlaşması”nı imzalamamıştır ve 150 ülkenin imzalarıyla paylaştığı bu yüksek değerlerin dışındadır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın tarihi mesajı, Türkiye’de, çağdaş, liberal ve demokrat bir hukuk anlayışının oluşturulması açısından, TBMM tarafından iyi algılanmalı ve bu konuda gerekli anayasal ve diğer temel yasal değişikliklerin yapılması konusu, meclisin ilk ve öncelikli maddesi olarak meclis gündeminde yerine almalıdır. Aksi takdirde, Türkiye, ülkemizin dışarıdan algılanma biçimine bağlı olarak, medya kuruluşlarının üst düzey temsilcilerinin katıldığı Dünya Gazeteciler Birliği’nin uluslar arası konferansına, ülkemizin en saygın konumunda olan Silahlı Kuvvetlerimizin temsilcilerinin davet edilmesi ikilemi ile karşı karşıya kalmaya devam edecektir.
Dr.Can Fuat GÜRLESEL Murat BEKDİK
Genel Sekreter Yönetim Kurulu Başkanı
ARI Düşünce ve Toplumsal Gelişim Derneği
27 Nisan 1999
DÜNYA SATRANÇ TAHTASINDA TÜRKİYE VEZİR Mİ, PİYON MU OLACAĞINA KARAR VERMELİDİR.
18 Nisan seçimlerinde, Türkiye’de, dünyada yükselen trendler, piyasa ekonomisi, demokratikleşme ve dünya ile bütünleşmeyi kavrayamayan merkez sağ partiler yerine, kontrollü ekonomi, devletçilik ve milliyetçilik değerlerini benimseyen ve savunan partiler başarılı olmuştur.
Dünya üzerindeki ekonomik ve siyasi trend, liberal demokrat ideoloji boyutuna kaymıştır. Ekonomik açıdan piyasa ekonomisi; özel sektörün belirleyiciliği, dış dünya ile bütünleşme, devletin ekonomideki yerinin yeniden tarif edilmesi ve uluslar arası rekabet, denetimde etkin devlet gibi unsurları içermektedir. Dünyada bu trend güçlenirken, sol ideoloji de sosyal sorumluluğu yüksek piyasa ekonomisini içeren yeni solu tanımladı ve uygulamaya koydu.
21.yüzyıla girerken dünyada ekonomik, siyasi ve sosyal yeniden yapılanmanın belirleyici unsurları, dünya ile bütünleşme becerisi, uluslar arası rekabet ve uluslar arası ilişkilerin etkin yönetilmesidir. Özellikle, Türkiye’nin de yer aldığı çok geniş coğrafyada, bu yeniden yapılanma içinde, belirleyici jeostratejik aktörler ve bu aktörlerin işbirliği yapacağı ülkeler ile, bu olgunun karşısındaki milliyetçilik ve din unsurlarını ön plana taşıyan ülkeler yer alacaktır.
Türkiye, tercihini piyasa ekonomisi, demokratikleşme ve dünya ile bütünleşme yönünde kullanmalıdır. Bu tercih, Türkiye’de ekonomik, sosyal, siyasi ve toplumsal reformların ve yeni açılımların önünü açacaktır. Bu açılımın öncelikli şartı ekonomik, siyasi ve sosyal ilişkilerde uluslararası ilişkileri azamiye çıkarılmasıdır. Ekonomik açıdan küreselleşme ve bölgeselleşmenin yaşandığı dönemde, Türkiye başta Gümrük Birliği olmak üzere uluslar arası işbirliği süreçlerinin dışına çıkmamalı, tam tersine içinde yer aldığı tüm ekonomik işbirliği örgütlerinde etkinliğini arttırarak bölgesinde lider ülke konumuna gelmelidir. Bunun yolunun, Türkiye’de, demokrasi ve dışa açık Pazar ekonomisini, tüm kurum ve kurallarıyla işletecek oluşumlara öncelik verilmesinden geçtiğine inanıyoruz.
Başta Avrasya olmak üzere, dünya satranç tahtası üzerinde oyun başlamış, oyuncular ve bu oyuncular arasındaki ittifaklar da belirlenmiştir. Bu oyunda, Türkiye’nin alacağı rolü, yine Türkiye vezir veya piyon olarak belirleyecektir.
Murat BEKDİK
Yönetim Kurulu Başkanı
ARI Düşünce ve Toplumsal Gelişim Derneği
3 Mart 1999
YENİ SİYASİ DÜNYA KURULUYOR:
SİYASET, PARTİLERİN TEKELİNDEN ÇIKARILIYOR
ARI HAREKETİ’nin kurucuları ilk kez Haziran 1994’te siyasette iyileştirme, değişim ve niteliğin arttırılması amaçları için biraraya gelmiştir. Bu amacın gerçekleştirilmesi için bir partiyle işbirliği yapılması ile bağımsız bir hareket altında kurumsallaşma alternatiflerinden ilki seçilmiş ve dünya görüşü açısından en yakın parti olan ANAP ile işbirliğine 1994 yılı Aralık ayında gruba ARI ismi alınarak başlanmıştır. Grup sahip olduğu siyasi anlayış ve felsefeyi daha kurumsal bir yapı içinde geliştirmek için 1996 yılı Ekim ayında “Arı Grubu 2010 Stratejisi”ni kabul etmiştir. İlerleyen dönemlerde işbirliği içinde bulunulan ANAP ile siyaset yapma anlayışı açısından önemli ayrılıklar bulunması Grubu daha bağımsız bir yapıya yöneltmiştir. Bu amaçla 1998 Haziran ayından itibaren başlanılan çalışmalar neticesinde Arı Grubu 1999 Ocak ayında ARI HAREKETİ ismini alarak bağımsız bir yapıya geçmiştir.
Beş yıllık siyasi geçmişinde ARI HAREKETİ, Türkiye’deki sorunların temelinde mevcut siyasi yapının ve siyaset yapma anlayışının bulunduğunu tespit etmiştir. Günümüzde siyaset, liderler oligarşisinin yaşandığı parlamenter bir sistemde, tabandan ve toplumun gündeminden uzaklaşmış partiler ile ideolojik farklılıklarını yitirmiş ve vizyonu ve geleceği olmayan, günlük, çıkarcı ve popülist politikalar ile yapılmaktadır. Türkiye’deki siyasi yapı tepede 25-30 kişiden başlayan ve toplam 25-30 bin kişiyi bulan statükocu, dışarıdan değişimci ve yenilikçi kişileri içine almayan bir üçgen yapı haline gelmiştir. Bu yapı içinde yukarıdan aşağıya ekonomik ve siyasi çıkar sunulmakta, bunların ölçüsüne göre de aşağıdan yukarıya doğru siyasi destek verilmektedir. Siyasi partiler kendi ürettikleri ile değil, diğer partilerin yaptıklarının eleştirileri üzerine politika yapmaktadır. Böyle olunca siyaset bir çatışma kültürü haline gelmiştir ve halkın mevcut siyasetçilere güveni en aza inmiştir.
Bu koşullarda ARI HAREKETİ, siyasi sistemdeki bu tıkanmanın siyasi sistem içinde kalınarak aşılabileceğine inanmamakta ve bu nedenle mevcut siyasi üçgenin dışında yeni siyasi anlayışı ile yeni bir siyasi platform yaratmaktadır. Yine bu nedenle ARI HAREKETİ bir siyasi parti olmak yerine, hareket halinde yapılanmayı tercih etmiştir. ARI HAREKETİ’nin ilk hedefi yeni siyasi anlayışın toplum ve siyasiler tarafından benimsenmesi, bu anlayışın ideoloji farkı gözetmeksizin tüm siyasi partiler tarafından uygulanması ve siyasetin mevcut siyasi üçgen dışına taşınmasıdır.
ARI HAREKETİ’nin önümüzdeki dönem öncülüğünü yapacağı yeni siyasi anlayışın temel unsurları şunlardır :
YENİ SİYASİ ANLAYIŞ
ARI Hareketi, Türkiye’deki sorunların kaynağı haline gelen siyasi yapının değişmesi gerektiğini savunarak bu değişimin gerçekleşebilmesi için yepyeni bir siyasi anlayış ve felsefe getiriyor.
Günümüz dünyasında siyaset siyasi partilerin dışında geniş bir kurumsal yapı içinde yapılır hale gelmiştir. Bu yapılanma Batılı gelişmiş demokrasilerde 1970’li yılların başından itibaren başlamıştır. Yapılanma siyasi partilerin dışında çok geniş bir alanda
siyaset yapılmasına olanak tanımaktadır. Bu yapılanma genellikle “Hareketler” şeklinde gerçekleşmektedir.
Hareketler; taban ve siyasi örgüt arasında birer katalizör aynı zamanda bilgi ve proje üretim merkezleri işlevlerini yerine getirmektedir. Hareketler ile siyasi partiler arasında doğal bir işbölümü oluşmuştur. Hareketler siyasi partilere ekonomik, sosyal, toplumsal ve siyasi sorunlara çözümler bulan, partilerin ideolojilerini geliştiren, program ve projeler hazırlayan kurumlardır. Hareketler çalışmalarını siyasi partilere taşımaktadır. Siyasi partiler de bunları siyasi programları olarak kullanmakta ve siyasallaştırmaktadır. Siyasi partiler bir bakıma kendileri için hazırlanan oyunu topluma en iyi şekilde sunan aktörler halindedir. Siyasi partiler ve siyasiler için önemli olan programların benimsetilmesi ve uygulanmasındaki başarıdır.
Siyasi hareketler siyaset yapma alanını genişletmiş, siyasi partilerin dışında çok geniş bir alanda siyaset üretilmesine ve yapılmasına olanak tanımıştır. ARI HAREKETİ de benzer bir oluşum içinde bilgiye dayalı siyaset ve dünya siyaseti yapma anlayışının Türkiye’deki ilk temsilcisidir. İlk aşamada derneği, vakfı ve politika okulu ile kurumsal yapısını genişleten ARI, bu yeni siyasi anlayış ve felsefenin toplum tarafından tanınması ve benimsenmesini sağlamayı hedeflemektedir.
Beş yıllık siyasi geçmişinde ARI HAREKETİ, Türkiye’deki sorunların temelinde mevcut siyasi yapının ve siyaset yapma anlayışının bulunduğunu tespit etmiştir. Günümüzde siyaset, liderler oligarşisinin yaşandığı parlamenter bir sistemde, tabandan ve toplumun gündeminden uzaklaşmış partiler ile ideolojik farklılıklarını yitirmiş ve vizyonu ve geleceği olmayan, günlük, çıkarcı ve popülist politikalar ile yapılmaktadır. Türkiye’deki siyasi yapı tepede 25-30 kişiden başlayan ve toplam 25-30 bin kişiyi bulan statükocu, dışarıdan değişimci ve yenilikçi kişileri içine almayan bir üçgen yapı haline gelmiştir. Bu yapı içinde yukarıdan aşağıya ekonomik ve siyasi çıkar sunulmakta, bunların ölçüsüne göre de aşağıdan yukarıya doğru siyasi destek verilmektedir. Siyasi partiler kendi ürettikleri ile değil, diğer partilerin yaptıklarının eleştirileri üzerine politika yapmaktadır. Böyle olunca siyaset bir çatışma kültürü haline gelmiştir ve halkın mevcut siyasetçilere güveni en aza inmiştir. Bu güveni tekrar kazanabilmek ve siyasetteki tıkanmayı kısmi de olsa çözümlemek yönünde siyasilerde hiçbir çaba görünmemektedir. Bu nedenledir ki ARI HAREKETİ kurumsal olarak 18 Nisan’da yapılacak olan seçimlerde hiçbir partiyi desteklememe kararı almıştır.
ARI HAREKETİ, siyasi sistemdeki bu tıkanmanın siyasi sistem içinde kalınarak aşılabileceğine inanmamakta ve bu nedenle mevcut siyasi üçgenin dışında yeni siyasi anlayışı ile yeni bir siyasi platform yaratmaktadır. Yine bu nedenle ARI HAREKETİ bir siyasi parti olmak yerine, hareket halinde yapılanmayı tercih etmiştir. ARI HAREKETİ’nin önümüzdeki dönem öncülüğünü yapacağı yeni siyasi anlayışın temel unsurları şunlardır:
Tüm gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi siyaset, enstitü, vakıf, dernek, forum gibi kurumlarda üretilecek ve kamuoyuna sunularak uygulanacaktır. ARI Hareketi bu amaçla öncelikle ARI Düşünce ve Toplumsal Gelişim Derneği’ni kurmuştur. Bu kurumlar ile yurtiçi ve özellikle uluslararası benzer kurumlar ile geniş bir işbirliği ağı kurulmaktadır.
Yeni siyasi anlayış siyasi akılcılık ve siyasi sempatizanlık kavramlarına sahiptir. Ülkemizin faydasına olan ve ekonomik, sosyal ve toplumsal akılcılığa dayalı, içinde siyasi popülizm barındırmayan her türlü politika üretilecek ve bunlar hangi siyasi örgütten gelirse gelsin desteklenecektir. Böylece siyasetteki çatışma kültürü yerini pozitif siyasete ve bilgilerin ve programların yarışmasına bırakacaktır.
Yeni siyasi anlayış tabanı ile işbirliği yapacağı bir siyasi yapılanmayı kurmaktadır. Katılımcı demokrasinin geliştirilmesi için siyasi anlayış, programların, projelerin ve çalışmaların tabanın temsilcisi sivil toplum örgütleri ile hazırlamayı hedeflemektedir. Böylece sorunların çözümünde ve geleceğin planlanmasında geniş bir katılım ile toplumsal asgari uzlaşmalar tabanda sağlanacak, siyasi programlar çok geniş bir kesime hitap edecek bir yapıda hazırlanacaktır. Bunun için de ARI HAREKETİ gerekli kurumsal ve hukuki yapıyı kurmaktadır.
ARI HAREKETİ’nin önümüzdeki kısa vadeli siyasi stratejisinin temelini siyasi anlayışının geliştirilmesi, tanıtılması, yeni kurumların oluşturulması, hukuki çerçevenin hazırlanması, yeni siyasetçilerin yetiştirilmesi ve böylece toplumun arzu ettiği siyasetin yapılacağı yeni bir siyasi dünyanın kurulması oluşturmaktadır.
ARI HAREKETİ oluşturduğu kurumsal yapısı ile yeni hareketlerin kurulmasına, bu hareketler arasında işbirliğine ve Türkiye’nin yenilikçi ve siyasi değişimden yana dinamiklerinin yeni siyasi anlayışa destek olmalarına çağrıda bulunmaktadır.
Kemal KÖPRÜLÜ
Arı Hareketi |


