2000 BASIN BÜLTENLERİ PDF Yazdır E-posta

 

                                                               26 Ekim 2000
 
 
ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARININ ORTAYA ÇIKARDIĞI   ENERJİ BİRİKİMİ TÜRKİYE’NİN TANITIM FAALİYETLERİ İÇİN KULLANILMALIDIR
 
ABD Temsilciler Meclisi’nde Ermeni soykırımı karar tasarısının genel kurul gündeminden çekilmesinde, Türk toplumu olarak son yıllarda olağanüstü durumlarda ( Susurluk kazası, 17 ağustos depremi, af yasası gibi ) gösterdiğimiz duyarlılık seviyesinin ve katılımcılığın artmasının son derece önemli bir payı oldu. Başta yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız olmak üzere, iş dünyası, sivil toplum örgütleri, medya kuruluşları ile tüm Türkiye’nin sahip çıkarak katılımcı olması, ülkemizde bu konuyla ilgili bilimsel çalışmalar yapacak bir Araştırma Enstitüsü kurulmasına da öncülük yaptı.
 
ARI Hareketi, “Bilgiye Dayalı Dünya Siyaseti“ yapmak felsefesine dayalı yeni bir siyasi anlayışın benimsenmesi için çalışmalar yapmakta ve yaklaşık iki yıldır, konu bazında ulusal ve yerel kalkınma enstitüleri kurulması yönünde faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu nedenle, Ermeni tarih ve toplumunu tüm yönleriyle incelemek ve sözde Ermeni soykırımı iddialarına bilimsel yanıtlar vermek amacıyla, yine konu bazında çalışmalar yapan Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin ( ASAM ) işbirliği ile “ Ermeni Araştırmaları Enstitüsü ” kuruluyor olmasını destekliyor ve bu kurumun çok büyük etkinliği olacağını savunuyoruz.
 
21. Yüzyılda dünya ile entegre olmaya çalışan ülkemizin en önemli sorunlarının başında – sözde ermeni soykırımı tasarısında olduğu gibi- tanıtım eksikliği yer almaktadır. Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve sosyal istikrarı ile doğrudan ilgisi olan imaj sorununun giderilebilmesi için çok ciddi lobi faaliyetleri yapılması gerekmektedir. Bilginin olağanüstü bir hızla yayıldığı günümüzde, yanlış ve yetersiz bilgi nedeniyle yaşadığımız bu sorunu giderebilecek ve ülkemizle ilgili gerçekleri ortaya koyabilecek fırsatımız vardır. Ermeni soykırımı karar tasarısı ile ilgili kamuoyunun tepkisi, bu konuda birikmiş çok önemli bir enerji olduğunu göstermektedir. Bu enerjinin lobi faaliyetlerine kanalize edilerek, Türk diasporasını kapsayan ve sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel tanıtımı amaçlayan bir “TANITIM ENSTİTÜSÜ” kurulması, AB entegrasyon sürecinde ve Türkiye’nin dünya ülkeleri ile ilişkilerinin geliştirilmesinde çok önemli rol oynayacaktır.
 
Saygılarımızla,
 
 
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                                                                                                      5 Ekim 2000
 
 
 
TÜRKİYE’NİN ÖNCELİĞİ AHLAK VE ETİK DEĞERLERE SAHİP ÇIKMAK OLMALIDIR
 
Toplumun çok geniş bir kesimi ülkemizde, iş dünyasından, medyaya, siyasetten akademik alana kadar pek çok alanda ahlaki normların bozulduğu ve hemen her alanda yozlaşma olduğu konusunda görüş birliği içindedir. Yozlaşmanın temel nedeni ahlak ve etik değerlerin önemini kaybetmesi, ana sorumluları ise, sadece popülist politikalar üreten ve çıkar ilişkilerini kollayarak, yolsuzluğa, haksızlığa, rüşvete zemin yaratan siyasilerdir. Türkiye’nin öncelikli sorunları dendiğinde enflasyon, işsizlik, terör sıralaması yapılmaktadır. Oysa tüm bu sorunların özünde ahlak ve etik değerlerin eksikliği yatmaktadır.
 
Arı Hareketi olarak bünyemizde kurduğumuz Arı Düşünce ve Toplumsal Gelişim Derneği’nin 1999 yılı çalışma konusunu, ahlak ve etik değerler eksikliğinin ülkemizin temel sorunu olduğunun bilinci içinde “Ahlaki yeniden Yapılanma ve Toplam Ahlaka Doğru” olarak belirledik. “Ahlak ve Ahlak Felsefesi”, “ Meslek Ahlakı ve Sosyal Sorumluluk”, “ Siyasal Ahlak”, “ Toplam Ahlak Yönetimi” başlıkları altında hazırlanan raporların yanısıra düzenlediğimiz konferansta, Ulusal veya Uluslararası bir Ahlak-Etik Enstitüsü kurulması gerekliliğini vurgulayarak kamuoyunun dikkatini ahlak ve etik konusuna çekmeye çalıştık.
 
21. Yüzyıl refah toplumu olmanın yanısıra insani, toplumsal ve ahlaki değerlerin yeniden güçleneceği bir süreç olacaktır. Bu nedenle Türkiye, bölgesinde bir dünya devleti olma arzusunu, sadece refah toplumu olmakla sınırlamamalı, toplumsal değerlerini, geleneklerini özellikle de ahlak değerlerini yaşatmayı ve güçlendirmeyi hedeflemelidir. Bu nedenle herkes önce birey olarak daha sonra da bilgiye dayalı sivil toplum kurumlarında görev alarak toplumsal ve ahlak etik değerlere sahip çıkılması yönünde üstüne düşen görevi yapmalıdır.
 
Saygılarımızla,
 
 
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
 
 
 
 
 
 
27 Eylül 2000
 
 
TÜRKİYE’NİN İHTİYACI:
 “ULUSAL ENERJİ STRATEJİLERİ ENSTİTÜSÜ”
 
Yeni bir binyılın başlangıcında Türkiye vahim bir enerji darboğazıyla karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’nin enerji alanında gerekli olan altyapıyı kendi öz kaynakları ile oluşturamayacağı uzun zamandır bilinmektedir. Ancak bu alanda ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmek için gereken hukuki düzenlemeler zamanında yapılamamış hatta bu amaca yönelik olarak yapılan iyi niyetli çalışmalar zaman zaman çağdışı bir zihniyetin engellemesi ile karşı karşıya kalmıştır. Ülkemizin yürüttüğü istikrar programı nedeniyle ister istemez kısılan kamu yatırımları da bunlara eklenince, enerji darboğazı kaçınılmaz olarak ortaya çıkmıştır.
 
Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreci içerisinde ve sanayileşmiş ilk 10 dünya ülkesi içerisine girebilmeyi kendisine stratejik hedef edinen Türkiye’nin önündeki enerji darboğazının aşılabilmesi, günümüzde uygulanmaya çalışıldığı gibi ENERJİ ARZ’ının kısılması ile değil, bilakis, enerjinin tüketiciye ucuz, güvenli, kesintisiz ve dünya ile üretim rekabetini sağlayabilecek uluslararası ekonomik standartlara uygun olarak temin edilmesi ile mümkündür. Stratejik, ekonomik ve güvenlik boyutundan bakıldığında ise, pahalı enerji girdisi, ülkemizin dünya pazarlarında rekabet şansını azaltmakta, dışa bağımlılık, kriz ve buhran dönemlerinde gelecekte ciddi sıkıntılara sebebiyet verebilecek son derece hassas bir görünüm sergilemektedir.
 
Arı Hareketi olarak, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, bilgiye dayalı, konu bazında bölgesel ve ulusal Enstitüler kurulması ve bu kurumların doğabilecek krizleri önlemek ve çözüm üretmek amacıyla çalışmalar yapması gerektiğine inanıyoruz. Bugün gelinen nokta da ülkemizde, özel sektör, sivil toplum kuruluşları, bilim adamları, üniversite ve araştırma enstitülerinin katılımı ile “ULUSAL ENERJİ STRATEJİLERİ” Araştırma Enstitüsü kurulmasının zorunluluk olduğu gerçeği gözardı edilmemelidir.
 
Enerji ile ilgili toplumsal duyarlılığı artırmak, toplumun doğru bilgilendirilmesi için objektif değerlendirmeler yapmak, Türkiye’nin enerji stratejisi için planlar ve alternatif projeler üretmek, enerji konusunda alınan tüm tedbirleri incelemek ve kamuoyuna açıklamak, uluslararası kurumlarla ilişkiye girip dünya enerji politikalarını izlemek ve bilgi vermek yönünde faaliyetler yapacak olan Ulusal Enerji Stratejileri Enstitüsü’nün kurulması, siyasetin günlük meseleleri, kısır iç çekişmelerine bağlı ve partizanca kararların alınması ve uygulanmasını engelleyecek, gerekli önlemlerin zamanında hayata geçirilmesini sağlayacaktır.
 
Saygılarımızla,
 
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
 
 
(1.)
 
 
 
 
27 Haziran 2000
 
 
 
“ TÜRKİYE’DE ANAYASA REFORMU- İLKELER VE SONUÇLAR ” KONGRESİ TBMM’DE BAŞLIYOR
 
Arı Hareketi, Konrad Adenauer Vakfı ve Türk Demokrasi Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği “Türkiye’de Anayasa Reformu-İlkeler ve Sonuçlar” kongresi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gerçekleştirilecek oturumlarla yarın başlıyor. Sivil toplum örgütleri, siyasiler, hukukçular ve bilim adamlarını biraraya getirmesi açısından son derece önemli olacak konferans iki gün sürecek.
 
“Türkiye’de Anayasa Reformu-İlkeler ve Sonuçlar” konferansı, Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilcisi Wolf Schönbohm, Arı Hareketi Genel Koordinatörü Kemal Köprülü, Türk Demokrasi Vakfı Başkanı ve İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Ertuğrul Yalçınbayır, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, TBMM Başkanı Yıldırım Aktuna’nın mecliste yapacakları açılış konuşmaları ile başlayacak. Konferansın TBMM’deki bölümü, TBMM Anayasa Reformundan Sorumlu Başkan Yardımcısı Nejat Arseven’in yapacağı konuşmanın ardından Bülent Akarcalı’nın yöneteceği bir panel ile sona erecek.
 
Öğleden sonraki oturumları Hilton Oteli’nde gerçekleştirilecek konferans; “Türkiye’de Anayasa Reformları - Tarihte Geriye Bakış”, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Yürütme Erkinin Konumu ve Denetimi için Reform Önerileri”, “Yargı Bağımsızlığına İlişkin Reform Önerileri”, ”Temel Hak ve Özgürlükler”, “Doğu Avrupa’da Değişim Sonrası Anayasa Reformları” konularının irdeleneceği panellerin ardından siyasi parti temsilcilerinin Anayasa Reformuna ilişkin önerileri ile sona erecek.
 
“Türkiye’de Anayasa Reformu – İlkeler ve Sonuçlar” kongresine, Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, Anayasa Mahkemesi Üyesi Yılmaz Aliefendioğlu, Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Rona Aybay, Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Süheyl Batum, TBMM Resmi Danışmanı Prof. Erdoğan Teziçgibi değerli öğretim üyelerinin yanısıra, Macaristan Merkez Avrupa Üniversitesi, Kurumsal ve Hukuksal Politika Enstitüsü Müdürü Karoly Bard ile Alman üniversitelerinden temsilciler konuşmacı olarak katılacak.
 
Saygılarımızla,
 
Emine ÇAĞAN
Genel Sekreter
 
 
 
(2.)
 
 
29 Haziran 2000
 
 
ARI Hareketi Genel Koordinatörü Kemal Köprülü, TBMM’de Yaptığı Konuşmada Katılımcı Demokrasinin Önemine Değindi :
 
Türkiye’de siyasetin iyileştirilmesi ve katılımcı demokrasinin geliştirilmesi doğrultusunda faaliyetlerde bulunan ARI Hareketi, yeni siyasi anlayış felsefesine bağlı olarak konu bazında çalışmalarını sürdürüyor. Bu çerçevede ARI Hareketi, Türkiye’nin gündeminde önemli bir yer tutan Anayasa değişiklikleri konusunda, yaklaşık bir yıldır gerek kendi içinde gerekse kurulmasına öncülük ettiği Demokratik Anayasa Hareketi bünyesinde geniş çaplı ve mukayeseli bir çalışma yürütüyor.
 
Katılımcı demokrasinin geliştirilmesinin bir unsuru olarak, sivil toplum ile siyasi aktörler arasında işbirliğinin arttırılması amacı çerçevesinde ARI Hareketi, Konrad Adenauer Vakfı ve Türk Demokrasi Vakfı’nın birlikte düzenlediği “Türkiye’de Anayasa Reformu” Kongresi bugün ( 29 Haziran ) Ankara’da başladı. Sivil toplum örgütleri, siyasiler, hukukçular ve öğretim üyelerinin biraraya geldiği “Türkiye’de Anayasa Reformu – İlkeler ve Sonuçlar” kongresinin açılışı saat 10:00’da Türkiye Büyük Millet Meclisi eski Senato Salonu’nda yapıldı.
 
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün de katıldığı kongrenin açılışında konuşan ARI Hareketi Genel Koordinatörü Kemal Köprülü, sivil toplumun güçlenmesi, siyasi kurumlarla işbirliği ve yönetime katılımının, katılımcı demokrasiye geçişin temel göstergesi olacağını vurguladı. Köprülü, “21. yüzyılın yeni anlayışı, iktidarın hükümetler ile sivil toplum arasında paylaşılmasıdır. Bu nedenle, önümüzdeki dönemin Anayasa değişikliklerinde bu felsefeye bağlı örgütlenme ile kurumların siyasete katılımı yönündeki olanaklar genişletilmelidir” dedi. Kemal Köprülü konuşmasında şunları söyledi :
 
“Dünya, küreselleşme ve teknolojik gelişme ile bireylerin daha özgür ve iyi yaşama isteklerinin hızlandırdığı bir değişim süreci içindedir. Türkiye’nin bu süreç dışında kalması düşünülemez. ARI Hareketi, bu çerçevede “Yeni Bir Anayasa” hazırlanması gerekliliğini Mart 1997’de kamuoyuna açıklamıştı. Türkiye’nin bugün bu hazırlıkları hayata geçirme aşamasında olması sevindiricidir.
 
Yeni Anayasa, 21.yüzyılın evrensel değerlerini içermelidir. Bilgi toplumuna geçişte, dijital devrim sürecinde, düşünce ve ifade özgürlüğü sınırsız olmalı;bireyin egemen olacağı yeni çağda hakları genişletilmelidir. Modern toplumun gelişmesinde devletin görevleri yeniden tarif edilmelidir. Sivil toplumun gelişmekte olduğu süreçte örgütlenmeözgürlüklerikısıtlanmamalıdır.
 
Bununla birlikte hiçbir ülkenin anayasası sadece evrensel değerler veya uluslarüstükurumların normları ile oluşturulamaz. Ülkelerin kendi değerleri ile dünyanın kabul ettiği ortak değerler birbirlerinin tamamlayıcısıdır.
 
 
 
Ülkelerin anayasalarının ruhunda o ülkenin dokusu, birlik unsurları, manevi ve öz değerleri, toplumsal dinamikleri, rejimi ve bölgesinin şartları gözardı edilemez. Anayasa’nın içeriğinde sağlanacak bu bütünlük, öncelikle toplumsal huzuru ve dünya ile daha hızlı bir bütünleşmeyi sağlayacaktır.
 
Anayasalar, üstün ve temel hukuk kuralları bütünüdür ve bir ülkede hukukun üstünlüğünün sağlanmasında ana başvuru kaynağıdır. Ancak önemli olan; hukukun yazılı metinlerde kalması değil hayata geçirilmesidir.
 
Hukukun uygulanmaması, toplumun ahlak ve etik değerlerinde de yıpranmaya yol açmaktadır. Bu nedenle, toplum nezdinde örnek teşkil eden siyasi aktörlerin, hukuka,ahlakveetik değerlere saygı ve bağlılığı esastır. Bu davranış biçimi, toplumun da yasalara ve hukuka olan güvenini artıracaktır.
 
Sayın Cumhurbaşkanım, Değerli Konuklar,
 
Türkiye, 21.yüzyılda liderliği, bölge ülkelerine değerler ihracını gerçekleştirerek yakalayacaktır. Bu değerler özetle; hukuk devleti, piyasa ekonomisi, demokrasi, dünya kurumları ve normları ile bütünleşmeyi kapsamaktadır.
 
Bölgede tüm ülkeler arasında bu değerlerin yerleşmesini sağlayabilecek tek ülke Türkiye’dir. Bu yaklaşımla Türkiye, sadece rejimi ile değil; Anayasa’sında yer vereceği bu değerler itibariyle de bölge ülkelerine örnek olmalıdır.
 
Buraya kadar sizlerle paylaştıklarımız ARI Hareketi olarak ideal bir “Yeni Anayasa” konusundaki görüşlerimizdir. Bununla birlikte önümüzdeki yasama döneminde yeni bir anayasa yerine, kapsamlı bir iyileştirmeler manzumesi hedeflendiği görülmektedir. Bu bile Türkiye için önemli bir gelişmedir.
 
Bu aşamada talebimiz ise Anayasada, siyasi sistemde değişimi sağlayacak alt yapının mutlakoluşturulmasıdır. Demokrasi talep ederken, demokrasinin en önemli kurumlarından olan Siyasi Partilerdeki demokrasiyi de unutmamalıyız. Siyasetçilerimizden, bireysel olarak eleştiri getirdikleri bu yapıyı biraraya gelerek değiştirme cesaretini göstermelerini bekliyoruz.
 
Biz, temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçişi savunurken korkarım ki, henüz liderler demokrasisinden temsili demokrasiye geçiş aşamasında olduğumuzu unutuyoruz. Oysa; günümüz dünyasında, demokrasi dah, dijital ortama taşınmaktadır ve bu yeniliğe en yakın kesim gençliktir. Gençliğin katılımcıve etkin kılınması, Türkiye’de liderler demokrasisinin sona ermesinde en önemli unsur olacaktır.
 
Katılımcı demokrasiye geçişin temel göstergesi ise, sivil toplumun güçlenmesi, siyasi kurumlarla işbirliği ve yönetimlere katılımı olacaktır. 21. Yüzyılın yeni anlayışı, iktidarın, hükümetler ile sivil toplum arasında paylaşılmasıdır. Bu nedenle önümüzdeki dönemin Anayasa değişikliklerinde bu felsefeye bağlı örgütlenme ile kurumların siyasete katılımı yönündeki olanaklar genişletilmelidir.
 
 
 
 
 
Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Konuklar,
 
Bu iki günlük konferansımızda temel hedefimiz, toplumun “Yeni Anayasa” konusunda talepleriniortaya koymasına bir başlangıç hazırlamaktır. Mesajlarımız kamuoyunave özellikle yüce Meclisimizeyöneliktir. Meclisteki Sayın temsilcilerin toplumun taleplerini özenle değerlendireceklerinden hiç kuşkumuz yoktur.
 
Ancak Türkiye’nin nihai hedefi, iyileştirmelerden ziyade yeni bir anayasa yapmak olmalıdır.
O günler çok da uzak değildir. Yeni Siyasi Anlayış ve temsilcilerinin, bu görevi gerçekleştirmede cesaret ve kararlılık sergileyeceğine inanıyor, hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum.”
 
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
 
Emine Çağan
Genel Sekreter
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
25 Mayıs 2000
 
 
ARI HAREKETİ MACARİSTAN BAŞBAKANI VIKTOR ORBAN İLE GÖRÜŞECEK
 
Arı Hareketi, bilgiye dayalı dünya siyaseti yapılması anlayışı doğrultusunda uluslararası ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki çalışmalarına önemli bir halka daha ekliyor. Bugüne kadar Amerika, Yunanistan, Almanya, Brüksel ve İsrail’de yaptığı çalışmalarını 2000 yılında Doğu Avrupa’ya yönlendirme kararı alarak 6-9 Şubat tarihleri arasında Macaristan’a giderek iktidar partisi FIDESZ’in üst düzey yöneticileri ile temaslarda bulunan Arı Hareketi, resmi bir ziyaret amacıyla Türkiye’de bulunan Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile görüşecek.
 
Dünyada sivil hareketlerin siyasette etkin olduğunun somut bir örneği olan Macaristan’ın iktidar partisi FIDESZ’in lideri ve Başbakan Viktor Orban (37), Arı Hareketi Genel Koordinatörü Kemal Köprülü’yü 25 Mayıs Perşembe günü (bugün) Ankara Sheraton Otel’de saat 19.00’da kabul edecek.
 
Başbakan Bülent Ecevit’in davetlisi olarak ülkemizde bulunan Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile yapılacak görüşmede, siyasi yaşamına Hareket olarak başlayan ve şu anda iktidar partisi olan FIDESZ’in tarihsel gelişim süreci ile 21. yüzyılda, çağdaş siyasetin, geniş katılımlı, bilgiye dayalı sivil toplum platformlarında yapılması gerektiğini savunan ve bu doğrultudaki yeni siyasi anlayışın Türkiye’de geliştirilmesi ve yerleştirilmesini ilke edinen Arı Hareketi’nin benzer faaliyetleri, amaçları ve Doğu Avrupa’daki gelişmelerle ilgili görüş alışverişinde bulunulacak.
Bilgilerinize sunarız.
 
Saygılarımızla,
 
 
Emine ÇAĞAN
Genel Sekreter
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
18 Mayıs 2000
 
 
 
GENÇLİK EMANETİ GERİ İSTİYOR
 
Arı Hareketi olarak bir yıldır sürdürmekte olduğumuz gençlik çalışmalarının ilk aşaması Gençlik Haftasının başlangıcında Anadolu’nun 25 ilinden gelen 300 gencin katılımı ile yapılan Gençlik Konferansı ile sona ermiştir.
 
Gençlik, nüfusun içindeki payı, dinamizmi, yaratıcılığı , toplum ortalaması üzerindeki eğitimi, evrensel değerlere yakınlığı itibariyle Türkiye’nin en önemli potansiyelidir. Ancak Türkiye önümüzdeki yirmi yıl için bir “Fırsat Penceresi” oluşturan bu potansiyeli değerlendirememektedir. 1980 sonrası gençlik demokratik, siyasi, sosyal ve ekonomik katılımcılık konusunda Aile, Devlet ve Eğitim kurumlarının neden olduğu duygusal, düşünsel ve kurumsal engeller ile karşı karşıyadır. Bununla birlikte Gençlik bireysel ve toplumsal gelişime katkıda bulunabilecekleri, katma değer yaratacakları, özgüvenlerini tekrar kazanacakları, ideolojik tercihlerden ziyade ahlak ve etik ilkelerinin kriterler haline geldiği yeni ve sivil kurumlar ve platformlar talep etmektedir.
 
Arı Hareketi, bilinçli, sorumluluk sahibi, kendilerine yönelik her türlü girişimi sorgulayan, bilgiye en yakın, dinamik, ülkesini seven ve sorunlarının çözümüne katkıda bulunacak genç kesime inanmakta ve güvenmektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin en önemli potansiyeli olan gençliğin ihtiyaç duyduğu platform ve kurumları tüm Anadolu’da ve ulusal boyutta kurmayı hedeflemektedir. “Genç-Net” bu platformun ilk örneği olarak oluşturulmuştur. Katılımcı demokrasinin geliştirilmesi ve gençliğin dinamizmini Türkiye’nin geleceği için kullanmayı hedefleyen bu yapılanma ile Gençlik, “Katıl ve Geleceğini Yarat” anlayışını, Atatürk İlkeleri ve evrensel değerler ile bütünleştirerek, Cumhuriyeti sadece “korumayacak” aynı zamanda “güçlendirecektir.”
 
Yeni yüzyılın bu ilk gençlik bayramında, gençlik için söylenecek klişeleşmiş, klasik sözler geçmiş yüzyılı temsil edecektir. Yeni yüzyılın değerlerine sahip gençlik için çok fazla anlam ifade etmeyecektir. Bu amaçla, Arı Hareketi yeni siyasi anlayışı çerçevesinde gençliğin katılımcılığını arttırmaya çalışırken, Atatürk’ün emaneti Cumhuriyetin geleceğini belirlemede gençliğe her türlü olanağı sunmayı hedeflemektedir.
 
Bu vesile ile yüce Atatürk’ün anısı önünde minnetle ve saygıyla bir kez daha eğilirken, Cumhuriyetin emanetçileri gençlerimizin bayramını kutluyoruz.
 
Saygılarımızla,
 
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
9 Mayıs 2000
 
 
AVRUPA GÜNÜ’NÜ İLK KEZ KUTLAYAN TÜRKİYE, AB TAM ÜYELİK KRİTERLERİNE YÖNELİK ÇALIŞMALARINI HIZLANDIRMALIDIR.
 
Türkiye Ankara Anlaşması’ndan bu yana yürüttüğü devlet politikası ile Avrupa kıtasında oluşturulan birliklerin tam üyesi olmayı hedeflemektedir. Avrupa, 1950 yılında Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın konuşması ile filizlenen birlik sürecini Kömür Çelik Birliği ile başlatmış, gelişmeler 1991 yılında siyasi, ekonomik ve parasal tam birliğin sağlanması aşamasına gelmiştir. 1950 yılı 9 Mayıs günü yapılan bu konuşma Avrupa Günü olarak kutlanmaktadır.
 
Türkiye, bu zorlu süreçte 1999 yılı Aralık ayında Avrupa Birliği’ne tam üye adayı olmuştur. Tam üyelik Avrupa Birliği’nin siyasi, demokratik, ekonomik ve sosyal standartlarına uyumu gerektirmektedir. Türkiye, 1980’li yıllarda dış dünya ile bütünleşme konusunda hızlı yol almış, 1987 yılında o zamanki Avrupa Topluluğu’na tam üyelik başvurusunda bulunurken ekonomik olarak IMF ile sürdürdüğü anlaşmalar sürecini de aynı yıl tamamlamıştı. 1989 yılından sonra ise içine kapanan, kötü yönetilen, siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı yaşayan Türkiye’de her alanda standartlarımız gerilemiştir.
 
Türkiye, Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde her alanda önemli kıyaslama noktalarına sahip olmuştur. Demokratikleşme, insan hakları, ekonomik göstergelerde Avrupa Birliği kriterlerinin yakalanması Türkiye’nin temel hedefi olmalıdır. Yılın ilk yarısı tamamlanırken birliğe üyelik sürecinde kurumsallaşma konusunda somut adımlar atılmaması zaman kaybına neden olmaktadır. Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin getirdiği siyasi duraklama sürecini süratle terkederek Avrupa Birliği tam üyelik kriterlerine yönelik çalışmalarını hızlandırmalıdır.
 
Saygılarımızla,
 
 
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
6 Mayıs 2000
 
 
TÜRKİYE CUMHURBAŞKANINI SEÇTİ
GÜNDEM DEMOKRATİKLEŞME VE HUKUK DEVLETİ
 
TBMM, 10. ve yeni Cumhurbaşkanlığına yedi yıl süre ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’i seçti.
 
Türkiye, 1989 sonrasında siyasi, ekonomik, dış ilişkiler ve demokratikleşme konusunda istikrarsızlıkları bir arada yaşamıştır. İstikrarsızlığın ana kaynağı, siyasi sistem, mevcut siyasi anlayış ve siyasi popülizm olmuştur.
 
Dünyanın yükselen değerlerinden giderek kopan Türkiye, son bir yıldır dış dinamiklerin daha belirleyici olduğu ekonomi ve dış ilişkiler konularında istikrarı hedefleyen politikalar uygulamaktadır. Demokratikleşme alanında ise Avrupa Birliği Kopenhag Kriterleri evrensel değerleri oluşturmaktadır ve Türkiye tam üyelik için değil, kendi insanı için bu değerleri Anayasasında, yasalarında, kurumlarında ve hukuk düzeninde benimsemek ve toplumsal yaşamında uygulamak durumundadır.
 
Cumhurbaşkanı seçilen Ahmet Necdet Sezer nezdinde, Türkiye, başta Anayasa değişikliği olmak üzere demokratikleşme ve hukuk devleti olma konularında gerekli iyileştirmeleri yapacaktır ve yapmalıdır. Tüm bu yasal değişiklikleri yapacak TBMM ve uygulamaları yapacak Hükümetin, Ahmet Necdet Sezer’in adaylığı konusunda gösterdiği ortak teveccüh de Meclis, Hükümet, Cumhurbaşkanı arasında yeni dönemde demokratikleşme konusunda uyumun olacağı ümidini vermektedir.
 
Türkiye’nin 1980’lerden 2000’lere miras kalan son istikrarsızlık unsuru siyasi sistem ve popülist siyasi anlayış da yerini, yeni siyasi anlayışa ve temsilcilerine bırakacaktır.
 
Bu itibarla Sayın Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı’nı kutlar, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dileriz.
 
Saygılarımızla,
 
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
 
                                                          
                                  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
26 Nisan 2000
 
 
 
DİYALOG VE UZLAŞMA GERİ Mİ DÖNÜYOR?
 
Hükümet ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri için sergilemiş olduğu diyalog ve uzlaşma tavrı, Türkiye’nin ve Türk siyasetinin geleceği açısından ümit vericidir. Türkiye son 10 yıldır siyasi, ekonomik istikrarı, siyasi popülizm, kutuplaşmalar ve kararların siyasi çıkarlara dayandırılması nedeniyle sağlayamamıştır.
 
Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi, Türk siyaset tarihinde sıkıntılara ve hatta bunalımlara yol açmış bir konuda anayasa, hukuk ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde yürütülen ve kimi zaman siyaset etiği açısından uygun olmayan davranışları da barındıran süreç, TBMM’de grubu bulunan 5 siyasi partinin meclis dışından bir aday üzerinde anlaşmaları ile önemli bir noktaya ulaşmıştır.
 
Türk siyasi tarihinde benzerlerine çok az rastlanan bu uzlaşma örneğinin, Türkiye’nin diğer öncelikli gündemleri için de uygulanmasını vekillerinden beklemek, milletin en demokratik hakkıdır.
 
 
Saygılarımızla,
 
 
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
17 Nisan 2000
 
 
KÖY ENSTİTÜLERİ İLKELERİ BÖLGESEL KALKINMA ENSTİTÜLERİNDE YAŞATILMALI
 
Türkiye kalkınma ve ekonomik gelişme sürecini sürdürmektedir. Bu sürecin önemli taşlarından biri 17 Nisan 1940 tarihinde TBMM’de kabul edilen yasa ile kurulan Köy Enstitüleri olmuştur. Köy Enstitüleri kırsal alanda; köy çocuklarını okutan, köyün aydınlanmasını, kalkınmasını amaçlayan, üretim için eğitim yapan kurumlar olmuştur. Köy Enstitüleri, üretim, sağlık, yapı, teknik ve benzeri ihtiyaçların tümüne birden yanıt veren 20 bin dolayında öğretmen yetiştirerek Türkiye’nin kalkınmasına çok önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak ilerleyen yıllarda eğitim sistemindeki merkezileşme ve ihtisaslaşma ile Köy Enstitüleri işlevini ve önemini yitirmiştir.
 
21.yüzyılın başında Türkiye eğitim konusunda seferberliğini sürdürmekle birlikte kalkınmasını bireysel girişimcilik ve özel sektör üzerine geliştirmektedir. Türkiye eğitim konusunda önemli bir mesafe almıştır. Ancak nüfusunun yüzde 40’ı halen kırsal alanda yaşamaktadır. Kırsal alandaki kesimin tarım ve tarım dışı alanlarda ekonomik aktivitesini genişletmesi, ekonomik katma değerini yükseltmesi, piyasalara entegre olması ve dışa açılması bölgesel kalkınmayı sağlayacaktır.
 
ARI Hareketi bu amaçla Bölgesel Kalkınma Enstitülerinin kurulmasını teşvik etmektedir. Bölgesel Kalkınma Enstitülerinin temel amacı, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde, yöre insanlarının katılımıyla ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlayacak projeleri geliştirmek ve hayata geçirmektir. Bölgesel Kalkınma Enstitülerinin en önemli özelliği özel sektör girişimi ile kurulan dernekler olmalarıdır. Bölge girişimcilerinin biraraya gelerek oluşturduğu Enstitülerde, devlet kaynakları olmaksızın yurtiçi ve yurtdışı fonların harekete geçirilerek bölgesel kalkınmaya katkıda bulunmaları hedeflenmektedir.
 
ARI Hareketinin bu amaçla temasta bulunduğu bölgelerden Karadeniz Ereğli’sinde, bölgenin girişimcileri, yerel yöneticileri “Batı Karadeniz Kalkınma Enstitüsü Derneği’ni kurmuşlardır. Konya, Adana, Van ve Samsun bölgelerinde benzer enstitülerin kurulması için görüşmeler sürdürülmektedir.
 
Köy Enstitüleri ile devletin eğitimde başlattığı kalkınma ilkeleri, yöre girişimcilerinin ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıda bulunacakları Bölgesel Kalkınma Enstitülerinde yaşatılmalıdır.
 
Saygılarımızla,
 
 
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör
 
                                                                                       
10 Nisan 2000
 
CUMHURBAŞKANLIĞI İÇİN İLKELER ÖNEMLİ
 
Türkiye 1989 yılından bu yana ekonomik ve siyasi krizler ile rejim krizlerini yaşamış, bu dönemde siyaseten iyi yönetilememiştir. 1999 yılı seçimlerine girerken Türkiye ekonomik olarak duvara dayanmış, siyaseten parçalanmışlığın ve siyasi tercihlerde tepki oylarının en yüksek olduğu döneme gelmiş, ahlak ve değer yargıları erozyona uğramış, Türkiye dış dünyadan kopma noktasına gelmiştir.
Türkiye’de son on yıllık siyasetin kötü yönetimi ile gelinen bu noktada, iç dinamiklerin belirleyiciliği, yerini dış dinamiklere bırakmıştır.
 
Toplumsal uzlaşmalar ve siyasi istikrarın sağlanmasının ardından uygulanabilecek kapsamlı bir ekonomi ve demokratikleşme programı süreci, iç dinamiklerin istikrarsızlığı nedeniyle dış dinamiklerce tersine çevrilmiş ve 3 yıllık IMF gözetimindeki enflasyonla mücadele programı ve demokratikleşme, toplumsal uzlaşmalar ile siyasi istikrar aranmaksızın yürürlüğe sokulmuştur. Bu nedenle devletin başı olarak Cumhurbaşkanı’nın şahsında Cumhurbaşkanlığı makamı, değişimin yönetilmesinde Anayasa’da belirlenen görevleri çerçevesinde en öncelikli makam olacaktır. Bu çerçevede, ARI Hareketi olarak, Türkiye’yi yarınlara taşıyacak Cumhurbaşkanı’nın ;
 
-         Seçilmesi ile Türkiye’ye yeni bir umut ve heyecan verebilecek,
-         Kendisine güvenen ve kendisi ile barışık,
-         Türk toplumu ile barışık,
-         Dünya ile barışık,
-         Toplum için örnek; gençlik ve kadınlar tarafından benimsenen,
-         Şaibesiz, siyasi etik ve ahlak ilkelerine bağlı,
-         Siyasi yaşamında başarı kriterlerini yakalamış,
-         Cumhurbaşkanlığı makamında partizan değil, tarafsız olacak, siyasi hesaplaşmalara girmeyecek,
-         Demokrat, demokratikleşmeyi teşvik eden ve destekleyen,
-         AB’ye tam üyelik konusunda Kopenhag kriterlerini destekleyen,
-         Devletin yeniden yapılandırılması konusunda öncü,
-         Siyasi yapı ve siyasi sistemi düzenleyen hukuki çerçevenin iyileştirilmesi için talepkar,
-         Toplumsal uzlaşmaları sağlayan,
-         Değişim sürecinde siyasi istikrarı koruyan,
-         Anayasa reformunu destekleyen,
-         Yıkıcı ve bölücü terör karşısında kararlı,
-         Hukukun üstünlüğü ilkesine sahip ve uygulayan
-         Sivil toplumun gelişimini ve katılımcılığını destekleyen,
-         Manevi ve moral değerleri taşıyan,
özelliklere sahip olması gerektiğine inanıyoruz.
 
Saygılarımızla,
 
Kemal KÖPRÜLÜ
Genel Koordinatör