Anasayfa
MEDYA
HABER ARŞİVLERİ
2002
MEDYA
HABER ARŞİVLERİ
2002
| 2002 BASIN BÜLTENLERİ |
|
|
|
|
12 Ağustos 2002
ARI Hareketi, Bağımsız bir Toplumsal Hareket’tir
ARI Hareketi, ülkemiz siyasi sistemindeki tıkanıklığa ve toplumsal katılım yolunun açılması yolunda çözüm üretmek üzere temeli atılan bağımsız bir toplumsal harekettir.
8 yıldan bu yana faaliyet gösteren ARI Hareketi Temel Amacını; temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçiş sürecinde bilgi üreterek fikirsel değişimin sağlanması, yeni kurumsal mekanizmaların tasarlanması ve yerleşmesini sağlamak olarak özetlemektedir.
ARI Hareketi’nin misyonu; Türk gençliğine çağdaş bir gönüllülük anlayışını yerleştirmek ve katılımcı demokrasiye teşvik etmek, konu bazında sivil toplum anlayışını güçlendirmek ve sosyal-siyasi alanlarda değişimi sağlamaktır. Bu şekilde tanımladığı misyonunu hayata geçirme yolunda Hareket’in ortaya koyduğu felsefe, katılım ve bilgiye dayalı “Yeni Toplumsal Anlayış”tır ve sivil-siyasi kesimlerin her alanda sorumluluk paylaşımını, özetle katılımcı demokrasiyi hedeflemektedir.
Gençlik, yerel kalkınma, enstitüleşme, sivil toplum ve uluslararası ilişkiler ana alanlarında çalışmalarını sürdüren ARI Hareketi, bağımsızlık ilkesi doğrultusunda tüm siyasi parti ve kişilere eşit mesafededir.
ARI Hareketi’nin ilkeleri doğrultusunda herhangi bir siyasi partiye, oluşuma veya kişiye kurumsal olarak yakınlığı veya desteği bugün için sözkonusu olmadığı gibi, bundan sonra da olmayacaktır. ARI Hareketi, mevcut kurumsal yapısı ile bağımsızlığını devam ettirecektir.
Bununla birlikte, Hareket üyelerinin fert bazında arzu ettiği siyasi partiye üye olması, siyasete atılması, faaliyette bulunması kendi tercihlerine bağlıdır ve üye kimliklerinden, ARI Hareketi bünyesindeki gönüllü görev ve sorumluluklarından bağımsızdır.
İçinde bulunduğumuz günlerde, aktif siyasete gireceği yolunda görüşler ortaya atılan ve halen ARI Hareketi Genel Koordinatörlüğü görevini yürüten Sayın Kemal Köprülü, önümüzdeki dönem seçimlerinde herhangi bir siyasi partiden aday olmayacaktır. Kendisinin isminin geçtiği görüşme ve toplantılardaki rolü, toplumsal uzlaşmayı sağlama yolunda sürdürülen siyasi faaliyetlere kişisel olarak katkıda bulunma yönündedir ve ARI Hareketi bünyesinde sürdürdüğü çalışmalarından bağımsız olarak kişisel bazda ve toplum hizmeti amacına dayalıdır.
ARI Hareketi, siyasi gelişmeler paralelindeki kurumsal görüşlerini, yayınladığı bildiriler ve açıklamalar aracılığıyla sürekli olarak kamuoyuyla paylaşmaktadır. Bu paralelde, seçim öncesi mevcut siyasi tablo ile ilgili görüşler de çeşitli defalar beyan edilmiştir. Türkiye’nin toplumsal uzlaşmaya ve bütünleşmeye olan ihtiyacına inanan ARI Hareketi, mevcut çok parçalı siyasi tablonun ülkeye yarar getirmek yerine kopukluğu besleyeceğini; Türkiye’nin ihtiyacının, zihinsel ve yapısal alanlarda paralel ilerleyecek bir toplumsal değişim olduğunu ifade etmektedir.
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter
16 Temmuz 2002
Türk Siyasi Hayatında “Yeni” Tanımı, Üzerinde Uzlaşılan, Gelecek Perspektifi Taşıyan Nitelikli Bir Kapsamı İfade Etmelidir
Değişim dinamiğinin Türk siyasi hayatına yönlenmesi umut vericidir. Fakat yaşanan hareketin ivme kazanması, ülke için gereken yeni siyasi tarz ve yüzü oluşturma yolunda başarılı ve etkin olabilmesine bağlıdır. “Yeni oluşumlar” ve “yeni yüzler” tanımları sözlük anlamını değil, bu kavramları ifade edecek kapsamı örneklemelidir.
Türkiye’nin nitelikli insan kaynağı konusunda hiçbir sorunu yoktur; fakat bu kitlelerin katılım, ifade ve eylem sorunları vardır. Siyasi sistem ve mensuplarının sürdürdüğü kemikleşme artık kırılmalı; nüfusun çoğunluğunu oluşturan ve seçilme yaşının 25’e inmesi talebini dile getirengençlik ile sivil toplum ülke yönetimine katılmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı, mevcut siyasi kişiliklerin farklı partilere dahil olması ve yeni adı altında eski anlayışı sürdürmesi değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, gereklilikler doğrultusunda, temel ilkeler çerçevesinde yeni sentezler oluşturan ve bunları çağdaş niteliğe sahip yeni kadrolarla uygulama ortamını yaratabilen bir anlayış değişimidir.
Kişisel ve kurumsal anlamda klasik siyasetin sonu olması gereken bu değişim, ancak toplumsal uzlaşmayı sağlayarak gerçek anlamda bir yenileşme ve dönüşüm yaratabilir.
Yeni oluşumların ülke geleceği için umut haline gelmesi ve halk nezdinde kabul edilebilirliği, toplumun ortak paydadaki beklentilerine cevap verecek uzlaşmacı yaklaşımı ve bütüne hitap edebilmesi ile doğru orantılıdır. Zira, asal beklentiler, siyasi görüşlerin öncesinde şekillenir. Sağlıklı ve yüksek standartlara sahip bir toplum; sosyal hizmetlerden siyasi katılım olanaklarına, fırsat eşitliğinden girişim hürriyetine, eğitimden sağlığa temel gerekliliklerin çağdaş ölçütte ve dengeli dağılım ekseninde teminini başarmak neticesinde oluşacaktır. Ayrıca, Türk seçmeninin günümüzde ortaya koyduğu oy tercihleri ideolojiler, eğilimler ve partiler ekseninde değerlendirilmemelidir. Artık halk oyu sağ ve sol eksenler arasında bölünmeyecek, kapsamlı sentezlere, toplumun gerçek nabzını ve beklentilerini yakalayan uzlaşma noktalarına yönelecektir.
Bir diğer önemli husus; günümüzde liderlerin kişi bazında değil, kadrolarıyla değerlendirilmesidir. Yetkin ve etkin kadrolar gerekli örgütlenme ve dinamizmi sağladıklarında liderlerini belirleme yetisine de sahip olurlar. Toplum, giderek çağdaşlaşan ve gelişen anlayışıyla, siyasi kişilikleri beraberindeki kadroyla birlikte benimseyecektir. Siyasi geleceğimizde lidere endeksli kadrolar değil, bizzat kadro hareketleri gözönünde olmalı; siyaset sahnesinde katılımcı demokrasi ve toplumsal paylaşımın örnekleri sergilenmelidir.
Memleket hizmeti amaçlı gerçek siyaset; atışma değil diyalog, çekişme değil paylaşma, kişiler değil kadrolar, belli kesimlere değil toplum geneline odaklı olmalıdır.
Türkiye’nin beklediği kısa değil uzun vadeli yeni bir toplumsal ve siyasi anlayış ile geçici şöhretler yerine kalıcı hizmetleri hedefleyen, özveri, öngörü ve istikrar sahibi nitelikli kadrolardır.
Saygılarımızla,
Haluk Önen
Başkan Vekili
12 Temmuz 2002
Türkiye’deki Boşluk Sağ’da veya Sol’da Değil, Siyasi Yelpazenin Tümünde Yaşanmaktadır
Yeni Siyaset Etme Anlayışımızın Liderleri Kişiler Değil, Yetkin Kadro Hareketleri Olmalıdır
Türkiye’nin seçim sürecine girdiği günümüz ve önümüzdeki yıllarda yaşaması gereken birkaç seçim dönemi, mevcut siyasi yapının yapısal ve zihniyet anlamında yenilenmesi için fırsat olarak değerlendirilmelidir. Türkiye’de siyaset sorunu derindir; siyasi boşluk sağda veya solda değil genel anlamda yaşanmaktadır ve artık halk oyu partilere ve kişilere değil, Türkiye için yapılan gerçek icraatlara yönelmektedir.
Bu bağlamda, yakın dönem Türk siyasi hayatında ön plana çıkacak yeni oluşumlar ve partiler kişi odaklı değil, beraberindeki anlayış ve gelecek perspektifleri açısından değerlendirilmelidir. Türk siyasi hayatının yeni yüzünün, yetkin, itibar sahibi, güvenilir, saydam, halkla birlikte hareket etme ilkesine sahip, paylaşımcı bir tarzı ortaya koyması mutlak bir hedeftir. Fakat katılımcı demokrasi yolunda çaba sarfedilmediği ve siyaset etiği genel anlamda yerleşmediği sürece, arzu edilen Türkiye’ye; siyasal, ekonomik ve sosyal istikrara ulaşılamayacaktır.
Beklenen tasarım; hukuk sistemi, kanunları, siyasi ve sosyal sistemi toplumun söz sahibi olmasına olanak tanıyan; toplum iradesini yansıtan, katılımcı demokrasiyi esas alan bir anlayış ile buna paralel bir yönetim; toplumsal güven temeli etrafında şekillenen saygın siyaset, kriz bağımlısı olmaktan çıkan bir ekonomik - sosyal yapı ile istikrardır. Yönetim sorumluluğunu üstlenenlerin makam koltuğuna oturmak yerine hizmet için Türk milleti önünde ayağa kalktığı bir siyaset anlayışı üzerinde uzlaşılmasıdır.
Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu’nda yapılması gereken değişiklikler için önümüzdeki zaman kısıtlıdır. Siyasi arenadaki varlığı uzun yıllara dayanan kimlikler yerine potansiyeli tartışılamayacak gençlerimize yer verilmelidir. Ülkenin genç dinamiğine siyaset etme yolunun açılması için seçilme yaşının 25’e indirilmesi ise zorunludur. Türkiye, gençlik ağırlıklı demografik yapısının, demokratik platformlara katılmasını, yetişmesini ve üretmesini sağlayan bir toplum politikası izlemelidir.
Siyasi hayattaki boşluk, çok sayıdaki yeni oluşumun ortak hedef etrafında yeni solukları biraraya getirerek uzlaşması, öngörülü stratejilerle hareket etmesiyle kapatılmalıdır. Günümüz; yeni bir toplumsal ve siyasal anlayışla gelecek temelleri atmanın dönüm noktası olmalı ; siyasi yapımız kişiler, ideolojiler ve eğilimler etrafında değil, toplumsal uzlaşmaya, güvene ve katılıma dayalı bir Türkiye hedefi etrafında şekil bulmalıdır. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı ayrı ayrı adımlar değil, kısa vadede uzlaşabilmek ve uzun vadede birlikte yürüyebilmektir. Yaşanması gereken; sabır, kararlılık ve istikrar isteyen bir değişim sürecidir; yılgınlığa ve duraklamaya tahammülü olmayan uzun vadeli bir toplumsal hizmet yoludur. Hedef, nihayetinde kişiler, partiler veya eğilimlerin değil, Türkiye’nin kazanması olmalıdır. Saygılarımızla,
Kemal Köprülü
Genel Koordinatör
12 Temmuz 2002
İç Politikada Yaşanan Çalkantılar ve Gelişmeler, Dış Politikayı Etkilememelidir
Bir ülkede siyaset boşluğu yaşanıyor ve istikrar sağlanamıyorsa, yalnızca iç sorunlar yaşanmakla kalmaz. İç krizler arasında dünyaya bakmak fırsatı bulunamadığında, öncelikler gerçekleştirilemez, fırsatlar kaçırılır, rekabet olanakları yitirilir. Bu tesbitten hareketle, günümüzde iç politika açısından hassas bir dönemden geçen Türkiye, dış politikayı da aynı hassasiyetle değerlendirmelidir. Ülke içi çalkantılar ve gelişmeler yaşanırken, dışa yönelik politikalar bundan etkilenmemelidir.
Bulunduğu coğrafya itibariyle Türkiye, Doğu Akdeniz, Kafkasya, Avrasya, Balkanlar ve Ortadoğu’daki gelişmelerden ileri derecede etkilenmektedir. Türkiye’nin uluslararası alanda en önemli ihtiyacı, öncelikle bulunduğu bölgede yaşanan ihtilafların barış temeli ile çözülmesi, siyasal ve ekonomik istikrarın sağlanmasıdır.Bununla birlikte, vaktinde önleme yolunda ağırlık verilmeyen ve/veya önüne geçilemeyen olaylarda pozisyon ve strateji belirleme gereği de paralel önemdedir. Zira dünya güvenlik birliklerinde aktif rol oynayan Türkiye, siyasal ve askeri alanın beraberinde ekonomik gelişmelerden de en ileri safhada etkilenmektedir. Çeşitli uluslararası yaptırımlarda Türkiye, önemli ekonomik kayıplar vermiştir. Bu bağlamda önümüzdeki dönem Türkiye’nin acil öncelik vermesi gereken çok önemli iki husus bulunmaktadır : Irak’a müdahale edilmesi halinde izlenecek politikalar ile üye adaylığı sürecinde Katılım Ortaklığı Belgesi’nin yükümlülüklerini yerine getirmekte tıkandığımız Avrupa Birliği.
Gelişen ve çağdaşlaşan bir dünya coğrafyası ancak ve ancak güvenlik ve işbirliği temelleri üzerinde yükselebilecektir. ARI Hareketi, bu tesbitten yola çıkarak sivil diplomasi çerçevesinde, 1999 yılından bu yana Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgeyi irdeleyen güvenlik temalı konferanslar gerçekleştirmektedir. Sırasıyla Doğu Akdeniz, Avrasya ve AGSK bağlamında Avrupa’da güvenlik ve işbirliği konuların işlendiği konferansların dördüncüsü, 20-21 Haziran’da gerçekleştirilen “Ortadoğu’da Güvenlik ve İşbirliği” konferansıdır. İlk günü, Irak sorunu ve ilgili politikaların tartışılmasına ayrılan konferansta, yurtiçi ve yurtdışından uzman isimler kısa ve uzun vadede bölgeye ilişkin olabilirlikleri irdelemişlerdir.
İlgili ve yetkili konuşmacıların ortak ifadesi, Irak’a yönelik operasyonun kısa veya orta vadede mutlak surette gerçekleşeceği yönünde olmuştur. Irak’a müdahalenin zamanlaması, sonrasında izlenecek politikalar ve ülkenin yaşayacağı süreç dünya tarafından etraflıca irdelenirken, bu askeri harekatın oluş süreci ve sonrasında sınır komşusu olan Türkiye’nin stratejisi, pozisyonu ve oynayacağı rol, Türk halkının ve uluslararası camianın gözünde henüz netleşmemiştir.
Unutulmamalıdır ki, sağlıklı bir dünya haritası güvenlik ve işbirliği temelleri üzerinde yükselebilir. Öngörü sahibi ve strateji üretebilen ülkeler, dünyayı etkileyen askeri, siyasi, ekonomik ve sosyal olayları yara almadan aşmayı başarırlar. Bu doğrultuda Türkiye, Irak’a müdahale durumundan asgari zarar ve azami kazanımı sağlayacak politikasını ivedilikle şekillendirmelidir. Saygılarımızla,
Kemal Köprülü
Genel Koordinatör
10 Temmuz 2002
Seçim; Demokrasi Kültürüne, Saydamlık ve Hesap Verme Sorumluluğuna, Etik Değerlere Sahip Siyasetçiler için Korkulacak Birşey Değildir.
Türkiye’nin seçim sürecine girmesi geç kalınmış ancak olumlu bir gelişmedir. Her seçim, köhne zihniyeti ve tükenen kurumları ile bitkisel hayat yaşayan Türk siyasetini yaşama döndürme yolunda bir adım olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin katılımcı demokrasiye dayalı bir siyasi sisteme ulaşma yolunda geçireceği değişim süreci ancak, yapısal ve zihinsel alanlarda paralel bir şekildeilerleyerek başarıya ulaşabilir. Ve Türkiye’nin bu değişim yolunda birkaç seçimi geride bırakması muhtemel gözükmektedir. Bu süreçte hayati olan nokta, günümüzün parçalanmış ve uzlaşmaz siyasi ortamının silkelenmesi, Türk siyasi hayatının yeni bir soluk ve yeni bir anlayışla yeniden yapılanmasıdır.
Bir ülkede siyasi parti sayısının 54’e ulaşması çokseslilikle bağdaştırılamaz, mikadonun çöpleri misali kopuk, dağınık ve neticeye ulaşmayacak bir çabalar destesinden öteye gidemez. Bu doğrultuda, önümüzdeki 5-6 yıllık süreç içerisinde Türkiye’nin yaşaması gereken seçimler, siyasette kişiler ve kurumlar bazında bir elemeye olanak vermelidir. Yanlışların geçmişe gömülmesine, köhne anlayış ve siyaset tarzının tasfiye edilmesine vesile olmalıdır. Değişimin sancısı ancak ve ancak toplumsal güven ortamı ve siyasi istikrarın sağlanması ile hafifletilebilecektir. Türkiye’nin şu an ilerlediği sarsıntılı ve zor bir yoldur, ancak mevcut gidişin sürmesi halinde önüne geçilemeyecek siyasi, ekonomik ve sosyal kırılmalar, mevcuttan çok daha ağır krizlere yol açacaktır..
Seçim, siyasetçinin hatanın bedelini ödemesi veya başarısından dolayı ödüllendirilmesine olanak veren en demokratik hesap sorma şeklidir. Halkın oylarıyla verdiği karar, demokrasi kültürüne, saydamlık ve hesap verme sorumluluğuna, etik değerlere sahip siyasetçiler için korkulacak bir şey değildir. Tam tersine, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal, ekonomik ve sosyal durumun, yüksek dünya standartları ile yer değiştirmesi gerektiği bilinç ve anlayışının söz sahibi olması yolunda bir adımdır.
Katılımcı demokrasiye dayalı bir Türkiye’nin siyaset kurumları, kendi içinde demokratik olmayı başaran, liyakati esas alan partiler olmalıdır. Bu bağlamda, Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu’nun ivedilikle çağdaşlaşma ve demokratikleşme yolunda değiştirilmesi, seçime gidilmeden önceki ana koşuldur. Siyasi ve sivil katılımın gelişimine olanak tanıyacak yapısal düzenlemeler tüm toplum kesimlerinin uzlaşması ve ortak idaresi ile sağlanmasını
Türk milletini sandık başına getirecek 2002 seçimlerinin, üreten, katılan ve yöneten toplum yolunda sağlıklı bir adım olmasını umudediyor; yetkin, itibar sahibi, güvenilir, halka gerçekleri paylaşan, halkla birlikte hareket etme ilkesine sahip, paylaşımcı bir tarzın, Türk siyasi hayatının yeni yüzü olmasını hedefliyoruz. Saygılarımızla,
Kemal Köprülü
Genel Koordinatör
7 Haziran 2002
ARI Hareketi Güvenlik ve İşbirliği Konulu Uluslararası Konferansları Sürüyor : “Ortadoğu’da Güvenlik ve İşbirliği” ( 20-21 Haziran 2002 )
ARI Hareketi, 1999 yılından bu yana düzenlediği geniş katılımlı uluslararası konferanslarda, bölgeler bazında güvenlik ve işbirliği temasını işliyor. Bu kapsamda, 1999’da “Doğu Akdeniz’de Güvenlik ve İşbirliği”, 2000 yılında “21. Yüzyılda Güvenli Bir Avrasya”, 2001’de ise “21. Yüzyıl Avrupa’sında Güvenlik ve İşbirliği” başlıkları ile konferanslar gerçekleştirildi.
ARI Hareketi’nin güvenlik ve işbirliği konulu konferanslar dizisi, 20-21 Haziran tarihlerinde İstanbul’da, Aspen Enstitüsü Berlin Şubesi ve Friedrich Naumann Vakfı’nın katılımlarıyla düzenlenecek “Ortadoğu’da Güvenlik ve İşbirliği” konferansı ile yeni bir boyut kazanacak.
Bölgede yaşanan ihtilaflar ve özellikle son dönemde yaşanan çatışmalar paralelindeki siyasal, ekonomik, sosyal açmazların ileri safhalara varması, dünya ekonomisi ve siyasetini doğrudan etkilemekte. Dünya enerji üretimindeki yeri de, yeryüzündeki petrol rezervlerinin % 65’i, doğalgaz kaynaklarının % 34’üne sahip olan Ortadoğu Bölgesi’nin önemini farklı boyutlara taşımakta. Ayrıca, 11 Eylül saldırılarının ardından güvenlik kavramının kazandığı yeni boyut ve Ortadoğu ile ilintisi, bölgede yaşanacak tüm gelişmeleri, dünya kamuoyunun öncelikli gündemine getiriyor.
Bölgesel işbirlikleri; jeostratejik ve jeopolitik konumu ile dünyadaki gelişmelerin öncelikli etki alanına giren Türkiye açısından büyük önem arzediyor. Tüm bu tesbitler doğrultusunda düzenlenen “Ortadoğu’da Güvenlik ve İşbirliği” konferansı da, bölgesel işbirliklerini değerlendirmek, ilgili tarafları ortak bir platformda birararaya getirmek, görüş paylaşımı ve diyalog temini ile sağlıklı işbirliği haritasının tanımlanmasına katkıda bulunmak amacına dayanıyor.
Dört ayrı oturum halinde gerçekleşecek konferansta, Irak Sorunu, Irak’a Yönelik Uluslararası Görüşler ve Öncelikler, Arap – İsrail Sorunu : Çözüm Önerileri ve Arap – İsrail Sorunu : Bölgede Güvenlik ve Demokrasi Girişimleri konuları, yerli-yabancı uzmanlar tarafından irdelenecek.
Dışişleri eski Bakanı Emre Gönensay, eski Büyükelçi Özdem Sanberk, Prof. Dr. Kemal Kirişçi ve TESEV Başkanı Can Paker’in moderatör olacağı konferansın konuşmacıları arasında : Ürdün eski Başbakan Yardımcısı Jawad Anani, Ortadoğu Uzmanı Patrick Seale, Al Quds Üniversitesi’nden Imad Abu Kishek, BBC Türkiye Temsilcisi Hüsnü Mahalli, Filistin Hükümet Danışmanı Saman Khouri, AIPAC Uzmanı Keith Weissman, Mitchell Komisyonu eski Direktörü Engin Ansay, GÜNSİAD Başkanı Bedrettin Karaboğa, Beykent Üniversitesi’nden Ahmed Davudoğlu, ABD eski Büyükelçisi Mark Parris, Almanya Dışişleri Bakanlığı Planlama Dairesi Başkan Vekili Martin Eberts, Kahire Üniversitesi’nden Prof. Mostapha Kamal el Sayed, Aspen Enstitüsü Berlin Şube Başkanı Jeffrey Gedmin gibi isimler yer alıyor.
2 gün sürecek konferansta, Ortadoğu Bölgesi’nin dünya politikalarına etkileri bağlamında, ortak beklentilerin vurgulanması ve ileriye yönelik olumlu gelişmelere temel teşkil etmesi hedefleniyor. Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Özgür Ünlühisarcıklı
Yönetim Kurulu Üyesi
5 Haziran 2002
Avrupa Birliği Üyeliği Türkiye’nin Öncelikli Hedefidir
Türkiye’nin inişli çıkışlı 40 yıllık bir geçmişe dayanan Avrupa Birliği hedefi bir kırılma noktasına gelmiştir. Bu esnada devlet, hükümet, siyaset, sivil toplum ve medya başta olmak üzere tüm kesimlere görev düşmektedir.
AB kriterlerinin, Türk toplumunun çağdaşlaşma yolunda siyasi iradeden zaten talep etmekte olduğu ve dünya standartlarını yakalamaya hizmet edecek koşulları içeren kriterler olduğu unutulmamalıdır. Bugüne dek sürdürülen kısa vadeli, kararsız ve öngörüden uzak politikalar devam ettirildiği takdirde Türkiye, kaybeden ve dışlanan taraf olacaktır. Bu doğrultuda, 7 Haziran’da biraraya gelecek liderler zirvesinde gözardı edilmemesi gereken husus, AB’ye tam üyelik hedefinin, ülkemizde üzerinde toplumsal uzlaşma sağlanan ender alanlardan birisi olduğudur. Nitekim Topluluğun resmi politikası da bu görüşü desteklemektedir. Türkiye’ye 1999 Helsinki Zirvesi’nde sağlanan adaylık statüsü ve 2001 Laeken Zirvesi sonrasında Avrupa’nın geleceğini şekillendirecek Avrupa Kurultayı çalışmalarında yer alması bu resmi politikanın bir tezahürüdür.
Avrupa Birliği üyeliğinin küresel anlamda getirileri, eğitimden sağlığa, tarımdan sanayiye gerektirdiği standartların toplumsal hayata etkileri konusunda toplumu bilinçlendirmek ve toplumsal talep birliğini oluşturmak, sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki öncelikli ödevlerinden birini oluşturmaktadır. İKV önderliğinde biraraya gelen 175 sivil kuruluşun işbirliği, bu alanda yapılan çalışmaların önemli bir örneğini ortaya koymaktadır.
Başarılı ve sürekli bir bütünleşme hareketi olan Avrupa Birliği, Türkiye tarafından iyi anlaşılmalı, objektif bir şekilde değerlendirilmeli ve topluma iyi anlatılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Türkiye’nin önünde AB üyeliği yolunda gerçekleştirmesi gerekenler için kısa bir zamanı kalmıştır. AB’ye tam üyelik için bugün karşımıza çıkan fırsat penceresi ilelebet açık kalmayacaktır. Türkiye geçmişte iç siyasi çekişmeler nedeniyle istifade edemediği bu fırsattan artık yararlanmak zorundadır.
Saygılarımızla,
Sinan Ülgen
Yönetim Kurulu Üyesi
22 Mayıs 2002
Anadolu’nun Genç Yüzüne Siyaset Kapısı Açılmalı. Hedef : 25
Gençlerin seçilme arzusu Meclis gündemine taşınıyor : ANAP, seçilme yaşının 30’dan 25’e indirilmesi konusunda hazırladığı teklifi, Partilerararası Uzlaşma Komisyonu’na sunuyor.
81 ilimizden 1000 Genç, 11-12 Mayıs tarihlerinde, İstanbul’da 3.”Katıl ve Geleceğini Yarat – GençNet” konferansında biraraya geldi. Anadolu’nun Genç Yüzü’nü temsil eden katılımcılar toplum, ekonomi, uluslararası ilişkiler ve sivil toplum konularında ulusal projeler ortaya koydu.
Bu projelerden özellikle bir tanesi, gençlerin katılım sorumluluğu ve bilincini, Türkiye geleceğinde söz sahibi olma, siyasete etki etme arzusunu ifade ediyordu. “25 Projesi”. Katılımcı demokrasinin hakim olduğu bir Türkiye hedefleyen Anadolu’nun Genç Yüzü, halen 30 sınırında olan seçilme yaşının 25’e indirilmesi amaçlı bu proje ile sesini yükseltti; katılımcı gençler, Türkiye için tanımladıkları idealleri, siyasete katılarak bizzat kendileri gerçekleştirmek isteklerini ortaya koydu.
1000 katılımcının ortak mutabakatı ile gündeme oturan “25” Projesi, bugün 81 ile yayılıyor ve milyonlarca gencimiz tarafından sahipleniliyor. Bu hedef birliği, 100.000’e ulaşan ziyaretçi sayısı ile Türk gençliğinin ortak iletişim ve bilgi paylaşımı platformu olan GençNet’te zirveye ulaşıyor.www.gencnet.org
Bir ülkenin kendi geleceğine yönelik en büyük hizmeti, gençlere katılım olanağı sağlamaktır. Türkiye bugün, gelecek öngörüsü ile gerekli perspektifleri oluşturmak ve sağlıklı gençlik politikaları üretmek zorundadır. 18 yaşında yetişkin ehliyetini alan ve oy kullanabilen bireylerin oy talep edebilmek için 30 yaşına dek beklemeleri katılımcı demokrasi ile bağdaşmamaktadır. Bu paralelde, seçilme yaşının 25’e inmesi konusunda ANAP tarafından hazırlanan Anayasa değişikliği teklifi umut ve memnuniyet vericidir. Partilerarası Uzlaşma Komisyonu’na sunulacak teklifin siyasi gündemden bağımsız olarak, sağduyu çerçevesinde gerekli desteği alacağını ve ivedilikle yasalaşacağını ümid ediyoruz.
Yüce Meclis çatısı altındaki tüm partiler ve milletvekillerini, seçilme yaşının 25’e inmesi teklifini ortak mutabakatla kabul ederek, Genç Türkiye’nin sesine kulak vermeye davet ediyoruz.
Bırakınız gençlerimiz siyasete katılsın, ülke yönetimine ortak olsun, Avrupa‘nın en genç nüfusa sahip ülkesi bu dinamiği değerlendirsin. Türkiye’nin geleceğini, dünyayı tanımaya en yakın, gelişmeleri takip edip uygulamaya ve üretmeye en yakın kesim olan gençlerimiz yani geleceği yaşayacaklar şekillendirsin.
Saygılarımızla,
Emre Ergun
Yönetim Kurulu Üyesi
17 Mayıs 2002
Türkiye, Gelecek 19 Mayıs’ları, Gençlerin Yarattığı Gelecekte Kutlayacak
“Katıl ve Geleceğini Yarat” Türk Gençliğinin Ortak Felsefesi Haline Geliyor
“Nüfusunun % 70’i 35 yaşın altında olan Türkiye, insan ve beyin gücünü değerlendirememenin zorluklarını yaşamakta; gençlik, sivil veya siyasi üretim ve karar mekanizmaları içerisinde yer alamamaktadır.”
Bu tesbitten hareketle Genç ARI, ülkemiz gençliğini duyarlı, katılımcı, paylaşımcı, üretken ve etkin bir kesim haline getirmek için 1999 yılında “Katıl ve Geleceğini Yarat” projesini başlattı. Geçen süre zarfında Anadolu’nun 35 ilindedüzenlenen toplantılar, oluşturulan yerel projeler ve her yıl Mayıs ayında gerçekleştirilen konferanslar sonucunda, Türkiye’nin en büyük gençlik zirvesi hayata geçti: GençNet.
10-12 Mayıs tarihlerinde üçüncüsü düzenlenen ”Katıl ve Geleceğini Yarat – GençNet” konferansında 81 il ve 73 üniversiteden 1000 genç, varolan dinamiğini üretime, paylaşıma ve ulusal projelere yönlendirdi.
GençNet katılımcıları, 4 ana alanda iki gün süren proje çalışmaları ile ekonomi alanında : Türkiye’de kaynak kullanımının etkinleştirilmesi amaçlı “Genç-Eko Platformu”, sivil toplum alanında : gençlerarası gönüllülük bilincinin yaygınlaşması amaçlı “E-mece”, uluslararası ilişkiler alanında : gençlerin Avrupa Birliği konusundaki bilgi eksikliğini gidermek amaçlı “Bilgiyle Gelen Güç” ve toplum alanında da : seçilme yaşının 25’e inmesini hedefleyen “25” projesini geliştirdiler. Konferans sonunda yaptıkları sunumlarla katılımcılar, bu 4 projenin amaç, aktivite planı ve aşamalarını aktardılar.
Genç neslin düşünce gücü ve sağduyusunu birleştirdiğinde oluşturduğu dinamiğin somut göstergelerini ortaya koyan 1000 genç, 2003 yılında gerçekleştirilecek 4. Katıl ve Geleceğini Yarat konferansına dek bu alanlarda yol almak için çalışacak.
“Katıl ve Geleceğini Yarat” konferansında Ankara’dan Muğla’ya, Şırnak’tan Kütahya’ya 81 ili temsil eden 1000 katılımcı, birer yerel lider olarak tanımlanabilir. Katılım bilincini geliştirip yayacak, bireysel duyarlılığı toplumsal alana taşıyacak birer öncü olarak nitelenebilir. GençNet, kuvvete dönecek bu birliği örneklemiş ve Türkiye geleceğine odaklamanın itici gücü olmuştur. Bugün itibariyle GençNet iletişim platformu ziyaretçi sayısının 100.000’i bulması, gençlerin geleceğe sahip çıkmadaki kararlılığınınteyididir ( www.gencnet.org ).
İnancımız odur ki Türkiye, Ulu Önder Atatürk’ün armağanı olan nice 19 Mayıs’ları, gençlerin yarattığı aydınlık gelecekte kutlayacaktır.
19 Mayıs’ların, üretimin, paylaşımın, umut ve güvenin bayramı olması için birlikteyiz. Hedefimiz Net : Katıl ve Geleceğini Yarat : GençNet
Saygılarımızla,
Emre Ergun
Yönetim Kurulu Üyesi
11 Mayıs 2002
3.“Katıl ve Geleceğini Yarat – GençNet” Konferansı Başladı.
Anadolu’nun Genç Yüzü, 81 İl ve 73 Üniversiteden 1000 Temsilci ile 10-12 Mayıs Tarihlerinde İstanbul’da Buluştu
Genç ARI tarafından IRI – Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü ile birlikte düzenlenen “Katıl ve Geleceğini Yarat – GençNet” konferanslarının üçüncüsü başladı. Yeditepe Üniversitesi Kayışdağ Kampüsü, 26 Ağustos Yerleşimi’nde gerçekleşecek iki günlük konferans, Türk gençliğinin ülke meselelerine duyarlı, katılımcı, üretken ve etkin bireylerden oluşan bir toplum olması yolunda önemli bir kilometre taşı oluşturacak.
81 il ve 73 üniversiteden 1000 genci biraraya getiren konferansın, Türkiye’nin gençlik dinamiğini üretime yönlendirecek bir zirve şeklinde geçmesi bekleniyor.
Konferansın 11 Mayıs tarihli ilk günü, Devlet Bakanı Kemal Derviş’in “21. Yüzyılda Türk Gençliğinin Vizyonu” konulu konuşması ile başlıyor. Açılış oturumunun ardından, toplum, ekonomi, sivil toplum ve uluslararası ilişkiler başlıklarında 4 proje grubu oluşturulacak. Bu gruplarda, uluslararası ilişkiler alanında Cem Duna, ekonomi alanında Ege Cansen, sivil toplum alanında İbrahim Betil ve toplum alanında Mehmet Ali Bayar konuşma yapacaklar.
12 Mayıs Pazar günü Fatih Terim’in “Gençlerin Liderliği” başlıklı konuşmasının ardından, çalışma gruplarının 4 ana başlık altında ortaya koyduğu ulusal projeler sunulacak.
2000 yılındaki ilk konferansla 250, 2001 yılında ise 500 genci buluşturan GençNet, 11-12 Mayıs tarihlerinde kapsamlı bir gençlik zirvesi şeklinde geçecek üçüncü konferansla bir dönüm noktası yaratacak.
Yıl içerisindeki iletişim ve bilgi paylaşımını, www.gencnet.org adresli platformda paylaşan ve Anadolu’nun birçok ilinde düzenlenen toplantılarda biraraya gelen katılımcı gençler, iki günlük konferans boyunca diyalog ve üretimlerini birleştirerek, kendileri ve ülke yarınları için gelecek perspektifleri ortaya koyacak.
Anadolu’nun genç yüzünü “Katıl ve Geleceğini Yarat” hedefi etrafında toplayan konferanslar, ülkemiz gençlik dinamiğinin üreten ve yöneten toplumu yakalaması hedefiyle sürdürülecek.
8 Mayıs 2002
Türkiye Avrupa Günü’nü Üye Adayı Değil, Avrupa Birliği Üyesi Olarak Kutlamayı Hedeflemeli
Türkiye’de 2000 yılından bu yana resmi olarak kutlanmakta olan 9 Mayıs Avrupa Günü, Türk kamuoyunun ülkemizin Avrupa politikasını değerlendirmesi için de bir fırsat oluşturmalıdır.
Türkiye’nin AB politikası, 40 yıla yakın geçmişine rağmen bir türlü nihayetlendirilemeyen, başarısız bir süreçtir. Türkiye, bu süre zarfında uzun vadeli düşünmemiş, kararlılık gösterememiş, iç siyasi çekişmeler nedeniyle çok önemli fırsatlar kaçırmıştır. Avrupa Birliği hedefinin üzerinde toplumsal uzlaşı sağlanan bir hedef olduğu, siyasilerimiz tarafından gözardı edilmiştir. AB, Türk toplumunun dinamiklerini harekete geçirmekten ziyade, iç politikada puan kazanmaya yönelik çıkışların muhatabı bir hasım olarak takdim edilmiştir.
Bu tutum ve tavrın sebebi, Türkiye’deki eski siyasi anlayıştan kaynaklanmaktadır : Türk siyasetçisi, Avrupa kıtasında 2. Dünya Savaşı sonrasında oluşan siyasi ve ekonomik bütünleşme hareketinin gerçek niteliğini anlamazlıktan gelmiştir. Oysa Avrupa Birliği başarılı olmuş, sürekli bir projedir ve AB üyesi ülkeler, siyasi istikrar ve ekonomik refahı yakalamıştır. AB kriterlerinin, Türk toplumunun çağdaşlaşma yolunda siyasi iradeden zaten talep ettiği ve dünya standartlarını yakalamaya hizmet edecek koşulları içerdiği de unutulmamalıdır.
AB genişleme süreci, diğer Avrupa ülkelerini bu gelişmeye dahil ederek, ilave sinerjiler yaratmalarına fırsat tanımaktadır ve Avrupa Birliği resmi politikası, Türkiye’ye de bu şansın tanınacağına işaret etmektedir. 1999 Helsinki Zirvesi’nde elde edilen adaylık statüsü ve 2001 Laeken Zirvesi’nde Türkiye’nin AB geleceğinde söz sahibi ülkeler arasında görülerek Avrupa Kurultayıçalışmalarına davet edilmesi, bunun teyidi olarakyorumlanmalıdır.
Türkiye AB’ne tam üye olabilir ve olmalıdır fakat siyasi irade açık ve net bir şekilde bu hedefe yönlenmediği takdirde fırsat penceresi kapanacaktır. Türkiye’nin kaybedecek zamanı kalmamış, ciddi anlamda harekete geçmenin zamanı gelmiştir. Avrupa Birliği’ne tam üyelik bir dış politika konusu değil, bir milli hedef olarak benimsenmeli ve en geç önümüzdeki yıl tam üyelik müzakerelerinin açılması yolunda gerekli adımlar ivedilikle atılmalıdır.
Saygılarımızla,
Sinan Ülgen
Yönetim Kurulu Üyesi
1 Mayıs 2002
ARI Vakfı Tarafından Başlatılan “Türk Sempozyumu”nun 3. Paneli, Kıbrıs Konusunu Ele Alacak.
Washington’da faaliyet gösteren ARI Vakfı, 2 Mayıs tarihli panelini “Kıbrıs : Uzlaşma Yolunda” başlığı altında, ABD Kongresi’nde gerçekleştiriyor.
“ARI Vakfı Türk Sempozyumu”, ABD’de karar verici merciilerde görev yapan yetkililer, Kongre’deki ilgili birimler gibi siyasi noktalarla birlikte, dernek, vakıf, enstitü ve düşünce kuruluşlarından oluşan etkin bir sivil örgütler ağına hitap eden 1 yıl sürecek bir program.
Türkiye’nin uluslararası ilişkileri, bölgesindeki konumu, ekonomik ve sosyal yapısı ile ilgili konularda düzenlenecek panellerden ilki, “Terörizme Karşı Savaşta Türk Modeli” başlığıyla 7 Mart, ikincisi ise “Hazar Bölgesi Enerji Kaynaklarının Ekonomik,Siyasal ve Çevresel Bağlamda Değerlendirilmesi” başlığı ile 11 Nisan tarihlerinde düzenlendi.
Sempozyumun 3. toplantısı olacak 2 Mayıs tarihli panel, uluslararası gündemin önde gelen maddelerinden Kıbrıs konusunu ele alacak.
ARI Vakfı Danışmanı David Saltman’ın başkanlığını yapacağı, “Kıbrıs : Uzlaşma Yolunda” başlıklı panelinkonuşmacıları : İngiltere Lordlar Kamarası eski üyesi Av. Michael Stephen ve Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Hasan Ünal olacak.
Türkiye’yi konu alan veya etkileşim alanında olan ana konularda sağlıklı ve gerçekçi bilgi aktarımını amaçlayan bu toplantılar, kongre yetkilileri ve uzmanlar tarafından ilgiyle izlenerek olumlu tepkiler alıyor.
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter
26 Nisan 2002
Gençlik, Eğitim ve Türk Diasporası
Günümüz Türkiye’sinde, üniversite eğitimi ve yabancı dil gibi unsurlar, gençlerin iş hayatı ve geleceğine yön vermekte yeterli olmamaktadır. Ve 1999-2000 eğitim dönemi rakamlarına göre yalnızca üniversiteli sayımız, açık öğretim dahil olmak üzere 1.491.806 kişidir.
Gerekli ekonomik şartları sağlayıp eğitimini bir yurtdışı tecrübesiyle pekiştirme imkanını bulan gençlerimiz de, aldıkları diplomanın yanısıra, sosyal ve ekonomik açıdan farklı bir yaşam tarzını tanımaktadır. Özellikle akademik kariyer yapma hedefi taşıyan gençler, yurtdışında ve Türkiye’de yararlanabilecekleri olanakları kıyasladıklarında, büyük farklılıklarla karşılaşmaktadır. Yurtdışı eğitimi için başlayan yolculuklar sonucunda, son dönemde bir ikilemyaşanmakta; dünyayı tanıyıp değerlendirerek vardıkları sonuçlar vegelecek kaygısı, gençlerimizi zor bir seçimle karşı karşıya getirmektedir : Türkiye’de veya yurtdışında yaşamak. Bu seçim, ülkemizin ekonomik durumu nedeniyle yurtdışına yerleşme noktasında ağırlık kazanmakta, alınan eğitim ve kazanımlar Türkiye’ye aktarılamamaktadır.
Yurtdışında yaşama olanağını bulan fakat yaptığı seçimden rahatsızlık duyan duyarlı gençlerimiz de çoğunluktadır. Fakat gerçek odur ki, ülkemiz şartları değişip ilerlemedikçe, eğitimini tamamlayan pekçok genç birikimi doğrultusundakiyapabilirliklerini tartması sonucu geriye dönmemeyi seçecek; kariyerini yurtdışında sürdürecektir. Bu tesbit doğrultusunda, iki noktaya önemle eğilinmesi gerekmektedir :
Nasıl ki, Türkiye’de sivil toplum kuruluşları bir gelişim süreci içerisindedir ve konu bazında faaliyetler ile ortak hareketlere yönlendikçe etkinlikleri artmaktadır; yurtdışında da bu tarz bir yönelime ihtiyaç vardır. Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek toplum dinamiği gençlik olacağı gibi, bilimsel, sosyal ve kültürel alanlarda katılım ve girişim kavramlarını geliştiren yurtdışındaki gençlerin oluşturduğu kesim de, kısa vadede Türk diasporasının asal gücü olacaktır. Bu konuda bir örneklemeye gidildiğinde, 2000 yılı rakamlarına göre yalnızca ABD’de yaklaşık 11.000 Türk öğrenci bulunduğu görülmektedir.
Gençlik organizasyonları ve örgütlenmeleri; kurdukları iletişim ağları, bilgi bankaları ve eğitim alanında kaynak oluşturan platformlarla, gençlerin edindikleri bilgi birikimini aktarmalarına, Türkiye ve küresel alandaki gelişmeleri takip edip paylaşmalarına sağlayacak yapıya gelmeli;gençlik-anavatan diyaloğunu sağlam temellere oturtmalıdır.
Sonuç olarak; atılacak tüm olumlu adımların temeli, diyalog ve paylaşımdan, sorumluluk ve duyarlılıktan geçmektedir. Genç nüfus başta olmak üzere yurtdışındaki Türklerin, Türkiye’de yaşamadan da kendini ülkesiyle ilgili ve sorumluluk sahibi hissedebilmesi, diasporamızın gelecekteki gücünün temelini oluşturacaktır.
Türkiye geleceği ile ilgili her konuda olduğu gibi, burada da temel dinamik gençliktir.
Saygılarımızla,
Emre Ergun
Yönetim Kurulu Üyesi
22 Nisan 2002
21. Yüzyılın Ana Sermayesi Bilgidir.
Yarının Dünya Liderleri, Bilgi İhraç Eden Ülkeler Olacaktır.
Çağımız gelişmiş ülkelerinin en değerli sermayesi bilgidir. Geçmişin tarım toplumu, sanayi toplumu gibi tanımları arasına “Bilgi Toplumu” tanımı girmiş ve önceliği almıştır.
Küresel rekabet ortamında yer edinmenin yolu bilgi toplumundan geçmektedir. Bir toplum, araştırdığı, geliştirdiği, analiz ettiği sürece üretim gerçekleştirerek ilerleyebilir. Aksi durumda, bilgiyi satın alma durumunda kalır ve üretileni uygular.
Sermaye, uygun yerde ve şekilde kullanılırsa katlanarak artar, kazanç getirir, istihdam sağlar. Bu paralelde bilgi de, kullanımı ve geliştirilmesi için yeterli olanak sağlanırsa artarak değer yaratır. Bugün gelişmiş ülkeler, bilgi ihracından önemli ölçüde gelir elde ederek yeni sektörler oluştururken Türkiye, üretileni gecikmeli de olsa takip edip uygulamakla yetinmekte; öncü olmak yerine takipçilik yapmaktadır. Son olarak, TBMM Anayasa Komisyonu’nda kabul edilen, internetin RTÜK Yasası kapsamına alınması kararı, bilgi toplumu bir yana, mantıkla bağdaşmamaktadır.
Araştırma, geliştirme, sorgulama, analiz ve bunların sonucunda üretimin ortaya çıkabilmesi için bilgiye dayalı üretim bilinci, temel eğitimde kazanılmak zorundadır. Dolayısıyla, bilgi toplumunun sağlam temeller üzerinde yükselmesi için gereken ilk adım, kaliteli eğitimdir. Eğitim süreci içerisinde bilgi toplumunun merkezi olarak nitelendirilecek kurumlar ise üniversitelerdir. Oysa, Dünya Ekonomik Forumu’nun araştırmalarına göre; Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının GSMH içerisindeki oranı % 0.5 iken, hiçbir gelişmiş ülkede % 2’nin altına düşmemektedir.
Çağımız gereklerini irdeleyen sivil ya da siyasi tüm kişi ve kurumların ödevi, ülkemizin gelecek perspektiflerinin oluşturulmasına katkı sağlamak olmalıdır. Geleceğe yönelik stratejileri belirleyecek araştırmalara ve üretimlere kaynak ayırmalı; bilgi üretimi yapacak, bilgiyi katma değere yönlendirecek kurum ve platformlara olanak yaratmalıdır.Bu platformların bir örneği, 10-13 Mayıs tarihlerinde “Katıl ve Geleceğini Yarat – GençNet” zirvesi ile örneklenecek; 81 ilimizden 1000 genç, toplum, ekonomi, siviltoplum/gönüllülük ve uluslararası ilişkiler alanlarında ulusal projeler oluşturmak üzere biraraya gelecektir.
Bilgiyi yaratacak, geliştirecek ve paylaşacak olan genç nüfusun ağırlığı gözönüne alınarak Türkiye’nin çağdaş ölçütlerde bir bilgi toplumu olabilmesi yolunda, Ar-Ge’ye ayrılan pay mutlak surette arttırılmalıdır. Ekonomi, sanayi, tarım ve diğer sektörlerin getirisi, bilgi toplumunun gerekleri ile bütünleştiğinde mevcudun ötesinde boyutlara taşınacaktır. Yaşanacak bu süreçte devletin yanısıra, özel sektör, medya ve sivil kuruluşlara da görev düşmektedir. Toplum hizmeti, bilgi toplumunu yaratarak bütüne ulaştırılır. Unutulmamalıdır ki, aklın en sınırsız üretimi bilimdir. Ve bilime ulaşmada ilk adım olan bilginin ilerlemesine değer verip olanak sağlamak da, yine aklın gereğidir.
Saygılarımızla,
Selim Ergüder
Yönetim Kurulu Başkan Vekili
16 Nisan 2002
Türkiye Gündemine 1940 Yılında Köy Enstitüleri ile Giren Enstitüleşme Hamlesi, 2000’li Yıllarda Yerel Kalkınma Enstitüleri ile Yeniden Canlanıyor.
ARI Hareketi, katılımcı ve bilgiye dayalı üretimleri temel alan bir Türkiye için “Yeni Toplumsal Anlayış” olarak tanımladığı bir toplumsal değişim bütünü ortaya koymaktadır. Konu bazında faaliyet gösteren ulusal ve yerel enstitüler, bu kapsamda yapılan temel çalışmalar içerisinde öncelikli alanlardandır.
Enstitülerin, konu bazında üretim odaklı kurumsal oluşumlar olarak ülkemizde yaygınlaşmasını amaçlayan ARI Hareketi, konuyla ilgili Anadolu toplantıları ve paneller düzenleyerek bu kavramı benimsetmenin yanısıra, kendi bünyesinde hayata geçirdiği kurumlarla da çalışmalarını genişleterek sürdürmektedir. Batı Karadeniz Kalkınma Enstitüsü ve Çukurova Kalkınma Enstitüsü, bu alandaki ilk kurumlardır.
ARI Hareketi, Yerel Kalkınma Enstitüleri’ni, ulusal kalkınma yolunda “Yerel Lokomotifler” olarak görmekte, misyonlarını ise ekonomik, sosyal ve siyasi olmak üzere üç ana alanda tanımlamaktadır. Yerel Enstitüler, bölgesel kaynak ve olanakları ekonomik ve sosyal kazanım haline getirmenin yanısıra, bireysel gelişimi sağlayacak, toplumsal paylaşım, işbirliği ve sivil örgütlenmenin de öncüsü olacaktır. Tüm bu unsurları bünyesinde bütünleyecek bir kurumsal yapı olan Yerel Kalkınma Enstitüleri, nihai olarak katılımcı demokrasiye hizmet edecek bir yerel dinamiktir.
Bu felsefenin yerleşmesine öncü olması ve kaynak teşkil etmesi amacıyla ARI Hareketi, yeni bir yerel kalkınma yapısı ve işleyişi üzerine bir model çalışması geliştirmiştir.
“Yerel Kalkınma için Yeni Bir Model” kitabı : Yerel Kalkınma Enstitüleri Vizyon ve Misyonu, Yerel Kalkınma Enstitülerinin Kuruluşu, Yerel Kalkınma Enstitülerinin Model ve İşleyişi, Yerel Kalkınma ve Siyasi Yapı, Yerel Kalkınma Modelleri gibi ana başlıkları içermektedir ve son derece yalın bir dille hazırlanmıştır.
ARI Hareketi, katılımcı demokrasinin temini yolunda Türkiye’nin yerel dinamiklerini harekete geçirmek için örnek bir model olarak tasarladığı “Yerel Kalkınma için Yeni Bir Model” kitabını önümüzdeki günlerde kamuoyuna sunmayı hedeflemektedir. Köy Enstitüleri’nin TBMM’de yasalaştığı ve ülkemizin enstitüleşme kavramı ile tanıştığı tarih olan 17 Nisan 1940’ın 62. yıldönümünde, bu gelişmeyi kamuoyu ile paylaşmayı görev bilerek bilgilerinize sunuyoruz. Saygılarımızla,
Haluk Önen
Yönetim Kurulu Başkan Vekili
11 Nisan 2002
Geçmişe Koşmak
TBMM Anayasa Komisyonu’nda kabul edilen yeni RTÜK yasasının hayata geçmesi ile internet iletişimi basın yasası kapsamına girecek.
Bu yasa bilgi paylaşımına, eğitime ve toplumsal katılıma darbe vuracak. TBMM bu icraatı ile ameliyatla hastalıklı bölümü temizlemek yerine tüm organı alarak işlevini sonlandıran, bütüne yaşam hakkı tanımayan bir doktor gibi davranacak. Hazırlanan vitrinin ardında, tüm iletişim grupları, sivil toplum örgütleri, sivil girişimler, öğrenciler, özel sektör ve sayamadığımız nice iletişim platformunun etkinliği kısıtlanacak.
Oysa dünya, çağın insanlığa armağanı olan teknolojiden en üst düzeyde yararlanmak için çaba gösteriyor; elektronik haberleşme ile kitlesel paylaşım ve tanıtım olanaklarını sınırsızca kullanıyor. Birçok ülke, teknoloji ve bilişim merkezi haline gelmek için tüm olanaklarını seferber ediyor. Türkiye ise yerel web sağlayıcıların tümünü yurtdışına yönlendirecek yasa ile yerel ve gelişen bir sektörü sıfırlamakla kalmıyor, bu alana akan maddi kaynağı da yurtdışına hediye ediyor.
Özetle Türkiye, geçmişe koşmayı sürdürerek yine dünyayı şaşırtmayı başarıyor. Avrupa Birliği hedefi, çağdaşlaşma ve kalkınma hamleleri siyaset gündeminden düşmezken, ana hedeflerde ilerleme kaydedilmeyip websitelerimiz dahi kanun kapsamına alınarak korkunç bir tezat sergileniyor.
Oysa internet, günümüzde yalnızca iletişim odağı değildir; dünyayı küçülterek, her türlü gelişmeyi takip etme imkanı sunması ile bilgi toplumuna ulaşmada önemli ve sürekli bir öncüdür. Bilgi teknolojileri dünyanın en hızlı gelişen sektörlerindedir. Internet, bireysel bilgi kazanımında en kapsamlı ve hızlı kaynaktır. Genç nüfusun ağırlıkta olduğu Türk toplumu da bunun bilincindedir.
Ekonomik yetersizliğe ve özellikle eğitim döneminde olanakların kısıtlı olmasına karşın, AB verilerine göre; Türkiye’de 1990 yılında 300.000 olan kişisel bilgisayar oranı 2000 yılında 3 milyona ulaşarak % 47 artmıştır. Internet kullanımı; 1998’de 450.000, 1999’da 1.500.000, 2000 yılında ise 2.000.000’a ulaşmıştır. Bilgi iletimi ve paylaşımının yoğunlaşması açısıdan bu rakamların sürekli artış göstermesi şarttır.
Siyasetçinin ödevi, ülkeyi yönetirken geçmişe koşmak değil, çağdaş bir zihniyetle, küresel gelecek perspektiflerini gözönüne alarak kanun yapmaktır. Toplum,güvene dayalı, istikrarlı, çağdaş Türkiye’ye yaklaşmayı hedeflerken, siyaset tersine hareket etme keyfiyetine sahip değildir.
Saygılarımızla,
Kemal Köprülü
Genel Koordinatör
10 Nisan 2002
“ARI Vakfı Türk Sempozyumu”nun 2. Toplantısı, 11 Nisan Tarihinde Washington’da Düzenleniyor
ARI Vakfı’nın TÜSİAD işbirliği ile düzenlediği panel, Hazar Bölgesi enerji kaynaklarını konu alacak.
Türk diasporasının yurtdışındaki etkinlik ve gücünü arttırmak amacıyla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları arasına 2001 yılı sonunda katılan ARI Vakfı, Washington merkezli olarak faaliyet gösteriyor.
ABD’nin önde gelen sivil toplum kuruluşları ile diyalog geliştiren Vakıf, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla, Türkiye’nin ABD’nin etkin düşünce kuruluşları, kongre üyeleri ve uluslararası ilişkiler yetkilileri nezdinde tanıtımına öncelik ve ağırlık veriyor.
ARI Vakfı bu doğrultuda, Türkiye’nin bölgesi, komşuları ve uluslararası ilişkileri ile ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını konu alan etkinliklerle önemli adımlar atıyor. Bu çerçevede başlatılan ve ilki 7 Mart tarihinde “Terörizme Karşı Türk Modeli” adıyla gerçekleştirilen “ARI Vakfı Türk Sempozyumu”toplantılar dizisi yıl boyunca devam edecek.
Kongre yetkilileri ve uzmanlar tarafından ilgiyle izlenen toplantıların ikincisi, 11 Nisan tarihinde düzenlenecek. “Hazar Bölgesi Enerji Kaynaklarının Ekonomik, Siyasal ve Çevre Bağlamında Değerlendirilmesi” konulu panelin konuşmacıları; ABD Dışişleri Bakanlığı Hazar Diplomasisi Bölümü Uzmanı Justin Friedman ve ABD-Azerbaycan Konseyi Başkanı Jayhun Mollazade olacak.
ABD’li yetkililer ve kamuoyuna yönelik bu faaliyetlerin, Türkiye’ye yönelik olumlu bakış açısını güçlendirmesi ve iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişimine katkı sağlaması amaçlanıyor.
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter
5 Nisan 2002
Türk Gençliğinin Hedefi Net :
“Katıl ve Geleceğini Yarat – GençNet”
Genç ARI “Katıl ve Geleceğini Yarat” toplantıları, 6 - 7 Nisan tarihlerinde Denizli, Kayseri ve Adapazarı’nda gerçekleştiriliyor.
11-13 Mayıstarihlerinde İstanbul’da yapılacak 3.“Katıl ve Geleceğini Yarat – GençNet” konferansının hazırlıklarını sürdüren Genç ARI bu süreçte, Anadolu seyahat programını da devam ettiriyor. 6-7 Nisan tarihlerinde Denizli, Kayseri ve Adapazarı’nda düzenlenecek toplantılarda, eğitim sürecinden iş ve sosyal hayata, yerel ve bölgesel sorunlar, ülke geneliyle bağlantılı olarak yine gençler tarafından irdelenecek; çözüm önerileri geliştirilecek.
1999 yılında düzenlenen ilk konferansta 250, 2000 yılında 500 gencin katıldığı “Katıl ve Geleceğini Yarat” konferansında bu yıl, 81 il ve 73 üniversiteden 1000 gencimiz Genç ARI tarafından İstanbul’da biraraya getirilecek.
Elektronik iletişim olanaklarıyla aralarındaki uzaklığı yenerek, görüş ve üretimlerini, çeşitli konularda anketleri www.gencnet.org adresinde paylaşan gençler, üretimin yanısıra konferans kapsamında düzenlenen sosyal faaliyetlerle de diyalog ve paylaşımlarını geliştirecekler. Toplum, ekonomi, gönüllülük ve uluslararası ilişkiler temalarında oluşturulacak çalışma grupları, bu başlıklar altında yeni projeler üretmek için elele verecek. Projeler arasında yapılan seçimle, ortaya çıkan sonuçlar kamuoyu ile paylaşılacak.
“Katıl ve Geleceğini Yarat”ı bir slogan değil, bir felsefe olarak benimseyen ve özdeşleşen Anadolu’nun Genç Yüzü, 3.”Katıl ve Geleceğini Yarat – GençNet” konferansında, gücü ve dinamiğini Türkiye için biraraya getirecek.
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter
Anadolu’nunGençYüzü Aydınlanıyor
15 Mart 2002
Katılımcı Gençlik Işığı, 16-17 Mart Tarihlerinde Bursa ve Balıkesir’de Parlayacak.
Genç ARI tarafından 1999 yılı sonunda başlatılan “Katıl ve Geleceğini Yarat” projesi Anadolu seyahatleri sürüyor. Genç ARI heyetleri 16-17 Mart tarihlerinde Bursa ve Balıkesir’de toplantılar düzenleyecek.
Duyarlı, gönüllü, katılımcı, paylaşımcı, üretken ve etkin bir Türk gençliği hedefi ile yola çıkan Genç ARI, “Katıl ve Geleceğini Yarat” ana projesi beraberinde, bu amaç çerçevesindeki faaliyet yelpazesini genişletiyor.
İl temsilcileri ile düzenlediği organizasyonlarla yılda yaklaşık 20 Anadolu toplantısı gerçekleştiren Genç ARI, gençlerle yaptığı toplantılarda aileden eğitim dönemine, iş hayatından sosyal hayata kadar, her alanda yaşanan sorunları gerek yerel gerekse ülke bazında irdeliyor.
Yerel sorunlara yönelik çözüm önerileri ile başlayarak kapsam genişleten üretim dinamiğini, tüm Türk gençliği ve ülkemiz nezdinde bütünlemeyi hedefleyen Genç ARI, Anadolu’nun Genç Yüzü’nün aydınlık bir Türkiye idealine odaklanması için çalışıyor.
Proje kapsamında ilk geniş katılımlı konferansını 2000 yılında düzenleyen Genç ARI, Katıl ve Geleceğini Yarat - GençNet Konferanslarının üçüncüsünü, 11-13 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirecek. 81 ilimizden 1000 gencin biraraya geleceği konferansta, ekonomi, uluslararası ilişkiler, sivil toplum, siyaset başlıklı grup çalışmaları yapılacak. Geçtiğimiz yıl hayata geçirilen www.gencnet.org adresli iletişim platformunda görüş ve etkinliklerini paylaşan gençler ayrıca, 11-13 Mayıs tarihli konferansta konuk etmek istedikleri siyasetçiyi belirlemek üzere bir anket düzenlediler.
11-13 Mayıs tarihinde 3.sü gerçekleşecek “Katıl ve Geleceğini Yarat – Gençnet” konferansının, katılım ve içeriğini her yıl genişleterek bir gençlik zirvesi haline gelmesi amaçlanıyor.
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter
6 Mart 2002
ARI Vakfı, ABD’de Türkiye’yi Konu Alan Bir Sempozyum Başlattı.
ARI Vakfı’nın düzenlediği ilk konferansın konu başlığı “Terörizme Karşı Savaşta Türk Modeli”.
ARI Vakfı, Türk diasporasının yurtdışındaki etkinliğini arttırmak ve Türkiye’nin tanıtımına yönelik çalışmaları çeşitlendirerek kamuoyuna yönelik faaliyetler gerçekleştirmek amacıyla, ABD’de yaşayan Türkler tarafından 2001 yılı sonunda Washington’da kuruldu.
ABD’de faaliyet gösteren Türk sivil toplum örgütleri ile kurduğu diyaloglarla ortak çalışmalar yapan Vakıf, Türkiye’nin uluslararası ilişkileri, bölgesel önemi ve Türk-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi amaçlı organizasyonlara imza atmanın yanısıra, paralel içerikli ARI Bulletin adlı yayınını da elektronik ortamda okuyuculara sunuyor.
Faaliyetleri kapsamında, Türkiye’yi konu alan bir toplantılar dizisi hazırlayan ARI Vakfı, bu diziyi ABD’de karar verici merciilerde görev yapan yetkililer, Kongre’deki ilgili birimler ve dernek, vakıf, enstitü, düşünce kuruluşu gibi sivil toplum örgütlerinin katılımına sunuyor. “ARI Vakfı Türk Sempozyumu” adlı konferanslar dizisinin ilk programı, 7 Mart tarihinde Heritage Vakfı’nda gerçekleştirilecek. Ortadoğu Forumu Direktörü, Araştırmacı Daniel Pipes’ın konuşmacı olacağı konferansın konu başlığı “Terörizme Karşı Savaşta Türk Modeli”.
“ARI Vakfı Türk Sempozyumu”, Türkiye’nin uluslararası ilişkileri, bölgesindeki konumu ve komşuları ile ilişkileri, ekonomik ve sosyal yapısı ile kültürel değerlerini konu alan programlarında, Türkiye ve ABD’den saygın uzmanları konuk edecek.
Sempozyum, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda Türkiye’yi konu alan veya etkileşimde olan ana konularda eğitim ve bilgi aktarımına yönelik olarak yıl boyunca sürdürülecek.
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter
1 Mart 2002
ARI HAREKETİ, 13. Genel Kurul Toplantısını Gerçekleştiriyor.
ARI Hareketi’nin örgütlü bulunduğu tüm illerin temsilcileri, 2-3 Mart tarihlerinde İstanbul’da biraraya geliyor.
Türkiye’de yeni bir toplum ve siyaset anlayışının benimsenmesi amacıyla 1994 yılında temelleri atılan ARI Hareketi, kuruluşunun 8. yılında yurtiçi ve yurtdışı temsilcilikleri, kurumsal yapıları ve Genç ARI oluşumuile gündengüne hareket alanını genişletiyor.
Toplum hizmeti idealini, bilgi ve katılım temellerine dayalı “Yeni Toplumsal Anlayış” felsefesi ile tanımlayan ARI Hareketi, halk, sivil toplum ve siyasetçi üçlüsünün oluşturacağı toplumsal paylaşım alanının yaratılması ve Türkiye’nin temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçiş sürecinde, sivil toplum ve gençliği toplumun temel dinamikleri olarak tanımlıyor.
Misyonu doğrultusunda sürdürdüğü sivil ve siyasi çalışmaları gençlik, sivil toplum, yerel kalkınma, enstitüleşme, etik, uluslararası ilişkiler gibi ana başlıklar altında toplayan ARI Hareketi, kurumsal oluşumları vasıtasıyla konu bazında faaliyetlerini sürdürüyor.
2-3 Mart tarihlerinde 13.sü gerçekleştirilecek Genel Kurullar, ARI Hareketi organizasyon yapısı içerisinde en yüksek karar organını oluşturuyor. İki gün sürecek toplantının gündeminde, “ARI Hareketi 2001 Yılı Değerlendirmesi ve 2002’ye Bakış” ile “2002 ve Sonrasında Türkiye ve Dünya Siyaseti” başlıkları altında düzenlenecek toplantılar yer alacak. ARI Hareketi’ne ait projeler ve komite çalışmalarının irdeleneceği ve gelecek perspektiflerinin tartışılacağı Genel Kurul’da, Türkiye ve dünya siyasetinde yaşanan olaylar ile bu bağlamda ARI Hareketi’nin bulunduğu nokta değerlendirilecek.
ARI Hareketi’nin Ankara, Adana, Antalya, Artvin, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir, Erzincan, İstanbul, İzmir, Karadeniz Ereğli, Konya, Manisa, Samsun, Sivas, Tekirdağ ve Urfa’da faaliyetlerini sürdüren üyelerini biraraya getirecek 13. Genel Kurul’un, önümüzdeki döneme yönelik önemli çalışmalara temel teşkil etmesi hedefleniyor.
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter
15 Şubat 2002
“Katıl ve Geleceğini Yarat” Projesi 2002 Yılı Programı Başlıyor
Genç ARI çalışmaları kapsamında sürmekte olan projelerden “Katıl ve Geleceğini Yarat” 3. yılına girdi.
1999 yılından bu yana giderek genişleyen bir faaliyet akışı içerisinde olan Genç ARI, katılımcı, üretken ve etkin gençlik amacıyla sürdürdüğü çalışmalarını hızlandırıyor. Bu yıl 3. geniş katılımlı “Katıl ve Geleceğini Yarat” konferansını düzenleyecek gençler, Anadolu seyahat programını başlattı.
Konferans, Mayıs ayında Türkiye’nin tüm üniversitelerinden 1000 genci İstanbul’da biraraya getirecek.
2 gün sürecek bir bilgi paylaşımı, tartışma ve proje üretim platformu olacak toplantının bir diğer özelliği de, gençlerarası diyalog ve işbirliğini geliştirmek; Türkiye gönüllüsü gençlerin birbirilerini tanıyıp yakınlaşmalarına ve idealleri doğrultusunda güçbirliği yapmalarına olanak sağlamak.
“Katıl ve Geleceğini Yarat” projesi ile Anadolu’yu dolaşan Genç ARI üyeleri her yıl yaklaşık 20 ili ziyaret ediyorlar. Bu illerimizde üniversiteli gençlerin iştirakiyle düzenlenen toplantılar, gençlerin kendi bireysel ve yerel sorunlarıyla bağlantılı olarak ülke sorunlarına da aynı derecede duyarlı ve sorumlu olmaları bilincini yaratmayı amaçlıyor.
Bir proje olmanın ötesinde bir felsefe olan “Katıl ve Geleceğini Yarat”ı benimseyen gençler, sahibi oldukları ülke yarınları için en büyük görevin kendilerine düştüğü gerçeğiyle kendi çözüm üretimlerini kendileri oluşturmada inisiyatif alıyor. Ve bu doğrultuda, Türkiye’nin dört bir yanında bu felsefeyi benimseyip uygulayan etkin bir gençlik dinamiği doğuyor. Katılım bilincini benimsemiş gençler, elektronik alandaki iletişimlerini www.gencnet.org adresinde sürdürüyorlar.
Projelerini somut ürünlere ulaştıran Genç ARI, eğitim, etik gibi konu bazında yaptıkları çalışmaları da, düzenledikleri Anadolu toplantılarında gençlerle paylaşıyor. Bu doğrultuda 17 Şubat tarihinde Adana ve İzmir’e gerçekleştirilecek seyahatlerde, Genç ARI İl Örgütleri çalışmalarının geldiği noktaları değerlendirecekler.
11-12 Mayıs tarihli “Katıl ve Geleceğini Yarat - GençNet Konferansı”nın tüm bu çalışmalar ve diyalogların somutlaştığı bir gençlik zirvesi olması bekleniyor.
4
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter
14 Şubat 2002
ARI Düşünce ve Toplumsal Gelişim Derneği, Dernekler Kanunu Çalışması’nı Kamuoyuna Sunuyor.
Sivil toplum örgütlerinin, yönetim sorumluluklarının halkla paylaşım aracı olduğuna inanan ARI Düşünce ve Toplumsal Gelişim Derneği, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda toplumsal gelişim ve çağdaşlaşma amacına yönelik çalışmaları içerisinde, sivil toplum örgütlerinin gelişimine yönelik projelere de yer veriyor.
Bu doğrultuda, örgütlenmenin bireysel bir hak olması ve dernek faaliyetlerinin, bireysel hakların topluca kullanılması anlamına geldiği görüşüyle Dernekler Kanunu hakkında bir iyileştirme önerisi hazırlandı.
Ülkemizdeki sivil toplum örgütlerinin serbest faaliyet olanağı bulmasının, Türkiye için çok değerli kazanımlar ortaya koyacağına inanan ARI Düşünce ve Toplumsal Gelişim Derneği, bu çalışma ile katılımcı demokrasinin gelişimi için gerekli yasal zeminin sağlanmasına katkıda bulunmak amacını taşıyor.
21. yüzyıl Türkiyesi’nin, objektif hukuk devleti, hesap verme sorumluluğu, saydamlık, etik değerler ve katılımcı demokrasi temelleri etrafında şekilleneceğini savunan Derneğimiz, bu temellerin hayata geçirilmesi için gerek yasal altyapı alanında gerekse zihinsel anlamda değişimin gereğine inanıyor.
Kitapta, evrensel insan hakları ve katılımcı demokrasi çerçevesinde Dernekler Hukuku konusundaki temel prensipler; dernek kurma hakkının tüm vatandaşlar için güvence altında olması ile örgütlenme hakkının kısıtlanmaması, derneklerin üye alım prensipleri, çalışma şekli ve örgütlenme yapılarının özgür olması, derneklerin şahıslara ait bütün haklara sahip ve sorumluluklarla yükümlü olmaları, kişilerin dernekler adına yaptıkları işlerden dolayı şahsi sorumluluğa sahip olmaları, derneklerin tüzüklerinin ve mali hesaplarının saydam olması olarak özetleniyor ve kamusal alanı ilgilendiren vergi ve ceza gibi konuların da ilgili kanunlar içerisinde düzenlenmesi öneriliyor.
Dernekler Kanunu Çalışması, sivil toplum kuruluşlarının çağdaş standartlarda faaliyet imkanına kavuşmasının, milletimiz ve ülkemizin menfaatleri açısından son derece önem taşıdığı noktasına dayanıyor.
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter
8 Şubat 2002
ARI Vakfı, ABD’nin Önde Gelen Türk Sivil Toplum Kuruluşlarını Biraraya Getirdi.
ARI Vakfı tarafından, 6 Şubat tarihinde Amerikan Kongresi’nde düzenlenen konferansta, “ Türk – Amerikan İlişkilerinde Gelişmeler” konusu işlendi. Konferansın açılış konuşmasını ABD Kongresi Türk-Amerikan İlişkileri Masası kurucusu Robert Wexler yaptı.
ARI Vakfı 2001 yılı sonunda, Türkiye’nin tanıtım ve lobi faaliyetlerine katkıda bulunmak, ABD’de yaşayan Türk nüfusunu daha etkin bir konuma getirmek, Türkiye’de ve ABD’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının diyaloğunu sürekli kılmak, konu bazında ortak faaliyetlerle pekiştirmek üzere kurulan bir vakıf.
Faaliyetlerini Washington merkezli olmak üzere sürdüren ARI Vakfı, Türkiye’nin uluslararası ilişkileri, bölgesel önemi gibi konuları ele alan ve iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirme amaçlı seminer, konferans gibi organizasyonlarının yanısıra, elektronik ortamda düzenli olarak ARI Bulletin’i yayınlıyor. ABD’de Türkiye ve bölgesi ile ilgili siyasiler, sivil toplum kuruluşları ve uzmanlarla sağlam diyaloglar kuran ARI Vakfı, ABD’deki Türk diasporasının oluşturduğu kurumsal organizasyonların sağlam bir diyalog ve işbirliği içerisinde çalışarak, güçbirliği oluşturmasına özel bir önem veriyor.
İlk geniş katılımlı toplantı organizasyonunu 30 Ekim 2001 tarihinde “Terörizme Karşı Savaşta Türkiye’nin Yükselen Rolü” başlığı ile gerçekleştiren ARI Vakfı, 6 Şubat tarihinde de, ATS, FTAA, ATA-DC, TUSIAD-US, ATAA, ITS, DEIK, ATSA-DC ve Atatürk Society gibi önde gelen Türk kuruluşlarını biraraya getirerek “Türk-Amerikan İlişkilerinde Gelişmeler” başlıklı konferansı düzenledi.
Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Kafkaslar ve Orta Asya Direktörü olan Matt Bryza’nın konuşmacı olduğu konferansın açılışını yapan Robert Wexler, ABD Kongresi’nde Türk – Amerikan İlişkileri Masası’nın kurucusuolarak tanınıyor. İki ülkearasındaki gelişmeleri konu alan paneli, 35’i kongrede Kafkasya ve Türkiye ile ilgili bölümlerde görev yapanlar olmak üzere 70 kişi izledi.
Gerek siyasilerin gerekse ABD kamuoyunun Türkiye’ye bakış açısında olumlu katkılar sağlayacak bu tür faaliyetlerin arttırılarak sürdürülmesi hedefleniyor. Konferans ayrıca, Türk derneklerinin ARI Vakfı’ın organizasyonu ile gerçekleştirdiği işbirliği sonucu ABD Kongresi’nde düzenledikleri ilk etkinlik olmasıyla büyük önem taşıyor.
Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.
Emine Çağan
Genel Sekreter |


